Geçen gün bizim emektar tüplü televizyon patladı. Baktım içinden kablolar, cıvatalar dökülüyor; "Dur," dedim, "ben bunlarla zaman makinesi yaparım." Zaten pazardan aldığım tornavida setiyle evde tamir etmediğim bir zaman dokusu kalmıştı. İki somun sıktım, arkasına da dijital baskülün pilini taktım. "Beni doğrudan edebiyat tarihinin en makara masasına at," deyip düğmeye bastım.
Gözümü bir açtım, yıl 1947. İkdam Meyhanesi.
Masada Orhan Veli, Melih Cevdet Anday... Önlerinde yarım duble rakı, bir tabak beyaz peynir, bir de ortadan ikiye bölünmüş tek bir leblebi. Fikrî mücadele büyük.
Sandalyeyi çekip oturdum. "Selamün aleykum ağalar," dedim, "Ben 2026’dan geliyorum."
Orhan Veli sigarasından bir nefes çekti, gözlerini süzdü: "Aleykümselam da kardeş... Gelecekten geldin madem, niye eli boş geldin? İnsan bir porsiyon sıcak kalamar getirir. Orada kalamar kaç para?"
"Sorma Orhan Ağabey," dedim, "Oralar çok karışık. Şimdilerde sizin şiirleri yapay zekâya yazdırıyorlar."
Melih Cevdet elindeki çatalı masaya bıraktı, kaşlarını çattı: "Ne zekâsı? Yapay mı? Ulan biz burada açlıktan nane yaprağı çiğniyoruz, adamlar makineye mi şiir yazdırıyor? Peki bizim gibi cebi delik mi o makinenin? Aşık olabiliyor mu? Bakkala borcu var mı?"
"Yok," dedim, "elektrikle çalışıyor."
Orhan Veli bastı kahkahayı. "Elektrikle çalışan şair mi olur yahu! Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyordur o. Peki söylesene genç adam, sizin orada ceket satıp içkigâha gitmek hâlâ moda mı?"
"Ceketi satsak ancak dolmuş parası çıkıyor ağabey," dedim. "Ayrıca senin Okyanus şiirini liselerde zorla ezberletiyorlar, çocuklar kan ter içinde."
Melih Cevdet, Orhan’ın omzuna vurdu: "Gördün mü tüyü bozuk garibanı! Bizim yüzümüzden gelecek neslin gençliği de helak oluyor. Desene biz sadece kendi başımızı değil, milletin çocuğunu da yaktık!"
Tam o sırada garson masaya yaklaştı, hesabı bıraktı.
Orhan Veli anında ciddileşti, bana döndü. O biraz önce dalga geçen adam gitti, yerine gözleri parıldayan bir filozof geldi: "Bak hemşerim, gelecekten gelmen güzel, hoş... Ama bu masanın kuralıdır: Masaya son oturan, zamandan ve mekândan bağımsız olarak hesabı öder. Zaman makinesini bozmadan önce çıkar bakalım cüzdanı."
"Ağabey bende 2026 Türk Lirası var, burada geçmez ki!" dedim.
Melih Cevdet bıyığını burdu: "Geçmezse bulaşığa geçersin kardeş. Geleceğin teknolojisi bulaşık suyunda nasıl çalışıyor bir görelim."
Netice mi? Gelecekten geçmişe gidip tam üç saat İkdam Meyhanesi'nde yağlı tavası yıkadım. Orhan Veli kenardan bana bakıp "Cımbızlı Şiir"i okuyup durdu, Melih de leblebileri cebine doldurdu.
Eve döndüğümden beri makineye elime sürmüyorum. Olur da Garip akımına tekrar denk geliriz, bu sefer masaya ciğer söyletip bana kitleyecekler, biliyorum!
Gelecekten Geliyorum, Hesabı Kim Ödüyor?
Ali Hamdi KAHVECİ
Yorumlar