Adam gitmiş, kurbanı olduğu dipsiz kuyuya kendi ayağıyla geri dönmüş. Evin kapısını çalmış, "Ben geldim" demiş. Gelen kim? Seni her gün ince ince doğrayan, ruhunu kevgire çeviren o sevgili eş. Arkadaşlarına "Bir daha asla" demişti oysa; kadehler kalkmış, yeminler edilmişti, "Kapımız kapandı o adama" denmişti. Kapı kapanmış ama kalbin anahtarı paspasın altında unutulmuş meğer.
İçeriden ses gelmiş: "Geldin mi?" E gelmiş tabii. İnsan kendi evinin zindanından başka nerede üşür ki? Sabaha karşı uykudan uyanıp "Acaba bugün yine hangi kusurumu bulacak?" diye tavanı seyretmenin lezzeti başka hiçbir yerde yok çünkü. Kendi kendine kurduğu darağacını özlemiş garibim. Adam her akşam eve elinde çiçekle değil, görünmez bir cellat bıçağıyla geliyor; bizimki de kapıda "Hoş geldin hayatımın anlamı" diye karşılıyor. Sonra da adına "Evliliğimizi kurtarıyoruz" diyorlar. Kurtarılan neyse artık; belki de o bitmek bilmeyen eziyetin mustarip neşesi.
Zavallı kafa, kendi kendine kurduğu tezgaha aşık olunca böyle oluyor. Dışarıdan bakan diyor ki "Yahu divane misin, kendi ellerinle veriyorsun ipi boynuna." İçerideki diyor ki "Ne biliyorsunuz, o aslında çok iyi biridir, sadece biraz yorgun..." Yorgunluk dediğin kırk yıllık meşe odunu mübarek, ne bitmez tükenmez bir yorgunlukmuş! İnsan kendi ruhuna her gün kurşun sıkıp sonra yarayı kendi elleriyle sararken hiç mi acı duymaz? Duyar da, acının da bir alışkanlığı var ne çare; otuz yıl aynı yastığa baş koyunca, eziyet de aileden biri olup çıkıyor.
İşte böyle azizim. Dünyanın bütün hapishaneleri demirden taştan değil ya; kimi de evli barklı, iki çocuklu, mutfakta demlenen bir çayın buğusuna saklanmış. Adam seni üzüyor, sen adama sığınıyorsun. Sonra da adına hayat mücadelesi diyorlar. Al sana mücadele: Kendi ellerinle kazdığın mezarda tezgâh kurup kahve pişirmek.
Azametli Stockholm Semalarında...
Ali Hamdi KAHVECİ
Yorumlar