Bitmeyen rutin işler, sürekli yenilenen zırhlar ve Sisifos'un o bitmek bilmeyen kayası üzerinden hayatın tek gerçekliğini sorguluyoruz: Duramamak bir çile midir, yoksa yaşamanın kendisi mi?

Geçtiğimiz günlerde ekranın karşısına oturup bambaşka bir köşe yazısı yazmaya niyetlenmiştim. (Hani şu "bu sefer oldu, okey bir paragraf çıkardım" deyip beş dakika sonra aynı satırları silip baştan yazdığım klasik CFD mükemmeliyetçiliği… :D) Bir şeyler ekliyorum, siliyorum, tam istediğimi yakaladım derken zihnimde bir “şey” belirdi: "Biraz daha sağına soluna ekleme çıkarma yaparsam mükemmel olur." O an durdum. Kaçıncı revizeydi, kaçıncı sildiğim cümleydi hatırlamıyorum. Sonra dank etti: Aslında hiçbir metin, hiçbir proje ve hayatın hiçbir evresi "tamamlandı" denilerek kenara çekilmeyi kabul etmiyor.(2dk salın bizi de yatalım dinlenelim yaw genel yani :D)

Bilişimde Sonsuz Döngü: while(true)

Yazılımla, sunucularla ya da “antin kuntin” sistemlerle uğraşan herkesin zihninde bir tatlı yalan yaşar: "Şu son bug'ı da kapatayım, sistemi otomatize edeyim; sonra çayımı alıp arkama yaslanacağım."

Oysa bilişim dünyasında "Artık tamamlandı, durabilirim" dediğiniz an, sistemin çürümeye başladığı andır. Yazılımcıların "Teknik Borç" (Technical Debt) dediği şey tam olarak budur: Müdahale etmeyi bıraktığınız, "nasıl olsa çalışıyor" deyip kendi haline terk ettiğiniz her kod satırı, arka planda gizlice eskimeye ve güvenlik açığı vermeye başlar.(çalışıyorsa ellemeyin tokanmayın bu arada dost tavsiyesi :D) Kod yazmak, bir sunucuyu ayakta tutmak ya da hayatı kurgulamak; bir defa inşa edip kenardan izleyeceğiniz beton bina değildir. Rüzgarda durmaya çalışan canlı organizmayı durmaksızın beslemektir. Ve o kaya, siz durduğunuz an aşağı yuvarlanır.

Mark 1’den Mark 85’e: Duramayan Adam Tony Stark

Meseleyi popüler kültürün en rasyonel mühendisine, Tony Stark’a taşıyalım.(en sevdiğim hayali karakter olabilir ki beni de benzetirler diyip gereksiz ego falan yapalım) Stark, bir mağarada ölümle burun burunayken hurdalardan Mark 1 zırhını yapar ve hayatta kalır. Hikaye orada bitebilir miydi? İnsan zihni "başardım" deyip köşesine çekilebilir miydi? Çekilemez. Stark, yaşadığı her krizden, yaptığı her hatadan ve karşılaştığı her yeni açık durumdan ders çıkararak zırhını yeniler. Mark 2, Mark 42, derken Mark 85...

Onun hikayesindeki mesele "nihai ve yenilmez" zırhı yapıp kenara çekilmek değildir. Zaten trajik olan da şudur: Tony Stark’ın hiçbir zaman o zırhı üzerinden çıkarıp rahat bir nefes almaya fırsatı olmayacaktır. Hayat sürekli yeni bir gedik açar, sistem sürekli yeni bir yama (patch) ister ve mühendis her sabah atölyesine inip yeni bir zırh inşa etmek zorundadır.

Tamamlanmışlık İllüzyonu ve Sisifos'un Kararlılığı

İnsanoğlu bilişimde de, kariyerinde de, kendi iç dünyasında da hep o ütopik "tamamlanmışlık" ve "durulmak" anını arar. "Bir gün her şey bitecek ve huzura ereceğim" hayaliyle yaşarız. Oysa Mitolojideki Sisifos’un hikayesi bize tam olarak bunu anlatır.

Devasa bir kayayı dağın tepesine kadar ıkına sıkına çıkarırsınız, tam tepeye ulaştığınızda kaya kendi ağırlığıyla tekrar en aşağı yuvarlanır. Gerçek mutlu olunacak an ve varoluşsal anlam; o kayayı tepeye sabitleyip karşısında oturmakta değildir. Çünkü o kaya orada asla durmayacaktır. Gerçek anlam; o kayanın her defasında aşağı düşeceğini bile bile, her sabah o zırhı kuşanıp kayayı tekrar tepeye itme kararlılığında saklıdır.

Mücadele Etmek Yaşamaktır (Tükenmişlik Bir Lüks mü?)

Bugün modern dünyanın dilinden düşürmediği o "tükenmişlik" (burnout) kavramına da belki bambaşka bir pencereden bakmak gerekir. Duramamak bir çile, bir ceza ya da bir kriz değildir; aksine mücadele etmenin kendisi doğrudan yaşamaktır. Eğer durmanın hayatın doğal bir parçası olduğunu sanırsak, her duramadığımız anda tükendiğimizi hissederiz. Oysa sistem çalışıyorsa, çarklar dönüyorsa ve kaya aşağı düşüyorsa hayattayız demektir. Belki de durmayı ve "tamamlanmayı" beklemek, hayatın o canlı ritmine yapılmış en büyük haksızlıktır.

Arzumuzun Arkasındaki Gizli Potansiyelimiz

Tam da bu yüzden, içimizi kemiren "ya başaramazsam" tereddütlerine ve kurduğumuz büyük hayallere başka bir gözle bakmak gerekiyor: Eğer bir şeyi başarma kapasitemiz olmasaydı, ona duyduğumuz o derin arzu da zaten var olmazdı. İçimizdeki bitmek bilmeyen istek, aslında potansiyelimizin en somut göstergesidir. Bu yüzden hayalini kurduğumuz projelerden, inşa etmek istediğimiz zırhlardan ya da tepeye itmeye çalıştığımız o devasa kayalardan korkmamalıyız. Onları istememizin tek bir nedeni var: Onları başarabilecek kapasitemizin olması. Hayal kurmaktan çekinmemeli, o arzunun peşinden gitmeli ve o kayayı her defasında tepeye çıkarmaktan asla vazgeçmemeliyiz. (Çünkü zaten içimizde potansiyelin kıvılcımı olmasaydı, o hayal zihnimize bile düşmezdi :D)

Şimdi klavyenizin başına geçin, projelerinize, hayatınızın o hiç bitmeyen koşuşturmacasına bakın.

Kayayı tepede tutamadığınız için kendinizi hırpalamak yerine, o kayayı her gün yeniden tepeye itecek gücü içinizde bulduğunuz için tebessüm edin. Çünkü yaşamak davası; bitirilmiş bir kod değil, durmaksızın çalışan ucu açık bir while(true) döngüsüdür.

Şimdi ekranı yavaşça kapatın ve kendinize sorun: Aşağı yuvarlanan o kayadan kaçıyor musunuz, yoksa onu tekrar tepeye iterkenki o kendi gücünüzle nihayet barıştınız mı????? (:

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle...

“Aut viam inveniam aut faciam.”