Yavşaklık bir hazırlık devresidir; asıl maharet bit olunca başlar. Çünkü bit, artık tutunmayı öğrenmiştir. Başkasının emeğiyle beslenmenin inceliklerini kavramış, bulunduğu başı kendi mülkü sanmaya başlamıştır. Küçücük bir canlıdır ama bulunduğu yerde kendine koca bir dünya kurar. Saç telleri arasında dolaşırken sanki oranın sahibiymiş gibi davranır. Rahat ettikçe cesareti artar, çoğaldıkça hükmünün sonsuza kadar süreceğini sanır. Oysa onun saltanatı, bir tarağın dişleri kadar yakındır sonuna.

Bitlerin en büyük özelliği, kendilerini vazgeçilmez zannetmeleridir. Sanırlar ki onlar giderse düzen bozulur, hayat durur, dünya ekseninden çıkar. Oysa hakikat pek acımasızdır; kaşınan baş biraz sabun, biraz tarak görünce, bitin saltanatı da tarih kitaplarında dipnota dönüşür. İnsanlık tarihi de buna benzer hikâyelerle doludur. Nice güçlü insanlar, nice büyük makam sahipleri kendilerini vazgeçilmez zannetmişlerdir. Etraflarında oluşan kalabalıkları gerçek dost, sahip oldukları gücü de kendi meziyetleri sanmışlardır. Fakat zaman gelip şartlar değiştiğinde, dün alkışlayanların sessizleştiğini görmüşlerdir.

Bit konuşmayı sever. Özellikle başarı hikâyelerini... Ancak anlattığı başarıların kahramanı çoğu zaman kendisi değildir. Başkasının attığı imzayı sahiplenir, başkasının verdiği emeği kendi fedakârlığı gibi anlatır. Eğer ortada bir takdir varsa ön sıradadır; hesap verme vakti geldiğinde ise kalabalığın arasına karışmakta üstüne yoktur. Bitlerin adalet anlayışı da ilginçtir. Güçlüye sadakati ilke, zayıfa mesafeyi tedbir sayarlar. Onlara göre rüzgâr hangi taraftan esiyorsa hakikat de oradadır. Dün alkışladığını bugün eleştirir, bugün övdüğünü yarın tanımamazlıktan gelir. Vicdanlarını pusula yapmak yerine, menfaatlerini hava durumu bülteni gibi takip ederler. Bitin saltanatı aslında gücün geçiciliğini anlatan küçük bir ibrettir. Çünkü dünyada kalıcı olan ne servettir ne makam ne de şöhret. Bugün zirvede olan yarın sıradanlaşabilir. Bugün güçlü görünen yarın yardım bekleyen biri hâline gelebilir.

Ne var ki bitin de ömrü vardır. İnsan bazen geç fark eder, bazen hiç fark etmez ama gün gelir kaşıntının sebebini anlar. İşte o zaman ne eski maharet kalır ne de eski itibar. Çünkü haysiyet, başkasından emerek değil; kendi emeğiyle ayakta durabilenlerin taşıyabileceği bir yüktür. Bu yüzden insanın asıl yatırım yapması gereken şey karakteridir. Güç elden gider, para tükenir, ün unutulur; fakat dürüstlük, merhamet ve güzel ahlak insanın ardından yaşamaya devam eder. İnsan, sahip olduklarıyla değil; kaybettiklerinden sonra da koruyabildiği değerleriyle ölçülür.

Velhasıl, sirkeden yavşağa, yavşaktan bite uzanan bu yolculuk, aslında insanın karakter sınavıdır. Kimisi başkasının omzuna basarak yükselmeyi marifet sanır; kimisi de bedeli ne olursa olsun adam gibi yaşamayı tercih eder. Velhasıl, bitin saltanatı uzun sürmez. Hayat er ya da geç herkesin karşısına bir tarak çıkarır. Mühim olan, o gün geldiğinde geriye dönüp baktığımızda ardımızda iyi bir isim, temiz bir vicdan ve güzel hatıralar bırakabilmektir. Çünkü gerçek saltanat, başkalarına hükmetmekte değil; insanın kendi nefsine hükmedebilmesindedir.