“Ben senin için neler yaptım…”

“Bunca yıl seni büyüttüm…”

“Senin için saçımı süpürge ettim…”

“Biz senin yaşındayken…”

Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz, belki de farkında olmadan kendi çocuklarımıza da söylediğimiz cümleler bunlar.

Peki gerçekten çocuklarımızın bize bir borcu var mı?

Bence yok.

Çünkü bir çocuğu dünyaya getirmek, onun hayatına karşılık ödemesi gereken bir borç senedi imzalamak değildir.

Çocuğumuzun karnını doyurmak, onu okutmak, hastalandığında başında beklemek, gece uykusundan kalkmak, ihtiyaçlarını karşılamak bizim ona yaptığımız bir iyilik değil, ebeveyn olmanın sorumluluğudur.

Biz ona çocukluğu boyunca verdiklerimizi bir gün geri almak için vermedik.

En azından vermemeliyiz.

Bir çocuğa “Senin için yaptıklarımın karşılığını vermelisin” duygusuyla büyütmek, onun omuzlarına görünmeyen bir yük bırakır.

Çocuk büyür.

Bir gün kendi hayatını kurar.

Kendi mesleğini seçer.

Kendi evinde yaşar.

Kendi arkadaşlarını seçer.

Belki bizim hiç istemediğimiz bir şehirde yaşar.

Belki bizim hayalini kurduğumuz mesleği değil, bizim hiç anlamadığımız bir işi seçer.

Belki evlenir, belki evlenmez.

Belki çocuk sahibi olur, belki olmaz.

Ve bütün bunları yaparken bize olan sevgisinin ölçüsü, bizim onun hayatındaki beklentilerimize ne kadar uyduğuyla belirlenmemelidir.

Çünkü çocuklarımız bizim hayatımızın devamı değil, kendi hayatlarının sahibidir.

Bazen “Bunca emeğin karşılığı bu mu?” diye soruyoruz.

Oysa ebeveynliğin karşılığı çocuklarımızın bizim istediğimiz hayatı yaşaması değildir.

Onların kendileri olabilmesidir.

Biz çocuklarımızı yetiştirirken onlara bir gelecek borçlanmıyoruz. Onlara güvenli bir çocukluk, sevgi, sınırlar, eğitim, fırsatlar ve koşulsuz bir aidiyet sunmaya çalışıyoruz.

Karşılığında ise tek istediğimiz şey bazen “Beni hiç üzme” oluyor.

Ama çocuklar bizi üzebilir.

Bize katılmayabilir.

Hatalar yapabilir.

Bizi eleştirebilir.

Hatta büyüdüğünde bazı kararlarımızın yanlış olduğunu bile düşünebilir.

Bu, kötü evlat olduğu anlamına gelmez.

Tıpkı bizim de her zaman kusursuz anne baba olmadığımız gibi…

Çocuk yetiştirmek biraz da şunu kabul etmektir:

Ben seni büyüttüm ama sen benim hayatımı yaşamak zorunda değilsin.

Senin başarılı olmanı isteyebilirim ama benim başarı tanımımı yaşamak zorunda değilsin.

Sana doğru yolu gösterebilirim ama bütün yollarını senin yerine seçemem.

Seni koruyabilirim ama hayatın boyunca bütün acıları senden uzaklaştıramam.

Ve seni çok sevebilirim ama sevgimi senden bir itaat karşılığı olarak isteyemem.

Belki de çocuklarımızdan beklememiz gereken en güzel şey, bize borçlarını ödemeleri değil.

Bir gün kendi çocuklarına baktıklarında, “Ben sevildiğimi biliyordum” diyebilmeleri.

Çünkü çocukların bize borcu yok.

Ama bizim onlara karşı büyük bir sorumluluğumuz var:

Onları, kendimiz için değil, kendileri olabilmeleri için büyütmek.

Ve belki ebeveynliğin en zor tarafı da tam burada başlıyor.

Çocuğunun sana ait olmadığını bilerek onu sevmek…

Onu bırakabilecek kadar büyütmek…

Ve gittiğinde, “Benim çocuğum” demekten çok,

“Kendi hayatını kurabilen bir insan yetiştirdim” diyebilmek.