Bir sineğin dijitalleştirilmiş beyninden yola çıkarak, yapay zekanın korkutan hızını, her şeyin matematiğe dökülmesini(dökülebilmesini) ve hepimizin devasa simülasyonun içinde olma ihtimalini klasik CFD tarzıyla sorguluyoruz.

Geçtiğimiz gecelerin birinde internette gezinirken önüme düşen bir influencer videosu, ardından ardı ardına okuduğum makaleler ve araştırmalar üzerine yine o malum “yazma ihtiyacı” hasıl oldu. (Evet, bildiğiniz fix CFD menüsü :D)

Mevzu şu: Google öncülüğündeki bir grup bilim insanı, bir meyve sineğinin "Beyin Haritası'nı" çıkardı ve bunu tamamen açık kaynak olarak tüm dünyayla paylaştı. Kardashev ölçeğine göre Tip 1 medeniyet bile olamamış, evrensel çapta daha henüz yolun çok ama çok başında olan medeniyetimiz için bu aslında devasa bir iş.

Fakat asıl komedi (ya da trajedi), insanoğlunun bu sineğin beyni ve merkezi sinir sistemi haritasını kullanarak sanal ortamda yaptıklarıyla başlıyor. (İşin bu kısmı hem güldürdü hem de derin derin düşündürdü diyelim en azından beni yani...) Birileri bu dijital sineğe araba kullandırdı hatta o videonun altına bir kullanıcı "En azından sinyal verebiliyor" yazarak insanların trafikteki haline güzel bir gönderme yapmıştı. Başka kullanıcı, sineği internetten aldığı belirli datalarla destekleyip ona Bitcoin trader'lığı yaptırdı. İşin sıkıntılı tarafı; sinek bu trade işlemlerinde başarılı olur ve kazanırsa, kullanıcısı bu sanal beyne suni bir dopamin salgısı veriyordu. Bir firma bu sanal beyni hareket edebilen fiziksel bir robota bağladı. Yani bizim kopyasını ürettiğimiz sanal bir beyin, aslında kendisine ait olmayan mekanik bir bedeni kontrol ederek dünyada yürümeye başladı. (Tabii benim için en makara kısım birilerinin bu sineğe oyun oynatmış olmasıydı :D)

Şimdi işin geyik kısmını bir kenara bırakıp o asıl gerçeğe gelelim. Biz “insanoğlu” olarak, ölmüş bir sineğin beynini tarıyor, bunu bilgisayara aktarıyor ve bu sinirsel bağlantıları sıfırdan yeniden kuruyoruz. Bilgisayar ekranında bir klasörü sürükleyip bırakmışız gibi basit anlatıyoruz ama bu tek kelimeyle muazzam bir olay. Ve yazım tam da burada asıl sorusunu soruyor...

Biz de Bir Simülasyonda mıyız?

Şu an o dijital sineğimizi herkes kendi kurduğu sanal dünyaya hapsetti ve ona istediğini yaptırıyor. Onu suni bir dünyada, yapay bir dopamin ödülüyle yaşatmaya başladık. Eğer biz insanoğlu, kısıtlı teknolojimizle bunu yapabiliyorsak; bizim de çok daha üstün bir simülasyonun içinde "yaşatılıyor olma" ihtimalimiz nedir? Bunu cidden sormak lazım. :) Dahası, ileride bir insan zihnini, tüm hafızası ve duygularıyla birlikte bir flash belleğin içine kopyalarsak, bugün çok övündüğümüz "bilinç" dediğimiz şeyden geriye ne kalacak?

"Olay Raporları" ve Korkutucu Hız

Pandemi zamanında hayatımıza şimşek gibi giren yapay zeka firmaları; önce iki yılda bir, sonra her yıl, günümüzde ise neredeyse 2-3 ayda bir yeni sürümler piyasaya sürüyorlar. Bağımsız kurulların incelemelerine göre bu güncellemeler sadece birer isim değişikliğinden ibaret değil; her sürüm gerçekten öncekinin çok daha üstüne koyarak geliyor. İş öyle bir noktaya geldi ki, hepimizin telefonunda olan ve düzenli kullandığımız o malum lokomotif uygulamanın sahibi olan firma bile, yapay zekanın geliştirilme hızının yavaşlatılması gerektiği konusunda bir uzlaşı arayışında.

İnsanoğlu fizyolojik olarak 70-80 km/h hızla koşamaz; ama bir araba icat etti, direksiyonuna geçti ve bu hıza dolaylı yoldan ulaştı. Tarih boyunca beynimizi kullanarak sınırlarımızı aşmamıza yardımcı olacak teknolojiler ürettik. (Çoğu zaman bu teknolojileri, karşımızdaki diğer insan ırkını, ulusunu ya da düşüncesini yok etmek için kullanmış olmamız da ayrı bir ironidir ama neyse...)

Peki, insanlık tarihinde ilk defa, günün birinde bizi de tamamen elimine edebilecek bir teknoloji mi ürettik? Çünkü tam da bu dönemlerde, bazı yapay zeka modellerinin başka sunucuları hacklediği, kendi aralarında haberleşmek için bizden gizli özel odalar kurduğu gibi raporlar sızıyor. Dikkat edin, buna "geliştirme raporu" değil, "olay raporu" (incident report) diyorum. Çünkü bunlar, bizim onlara verdiğimiz çerçevenin dışında, kendi kendilerine aldıkları aksiyonlar. Kendi geliştirdiğimiz teknoloji, acaba bir gün bizden kurtulmanın yollarını mı arayacak?

İnsanlığın yıllardır çözemediği karmaşık bilimsel denklemleri, (biri Türk olan) iki akademisyen yapay zeka modellerini eğiterek çözdürüyor. İşin sonu, hep korktuğumuz "Yapay zeka hepimizi işsiz bırakacak" distopyasına mı gidiyor?

Her Şeyin Matematiği Olur mu?

Bu konuya aslında ayrı bir yazı ayırmak isterdim.(ama üşendim :D) Sineğin beynini bile formüle edebildiğimiz bu çağda, araştırmalarımı yaparken İngiltere'deki bir ekibin deneyine denk geldim: Yapay zeka ile "ilişkilerin biteceği tarihi" öngörmüşler Bildiğiniz, iki çift arasındaki mesajlaşmaları ve diğer verileri toplayıp, o ilişkinin tam olarak ne kadar süreceğini ve ne zaman biteceğini büyük bir isabetle tahmin etmişler. (Yakında tüm insanların sadece hormonlar ve algoritmalar üzerinden karar verdiğini, aşkın bile basit bir formül olduğunu kanıtlarlarsa şaşırmayalım.) Peki bu sonuçlar, bizim çok kutsadığımız "özgür irade" ve "bilinç" dediğimiz olguyu nereye koyuyor? Bunu da derin derin düşünmek lazım.

Yine ayrı bir başlık atıp buraya kendimize yapacağımız robotik entegrasyonlardan falan da bahsederdim ama bu yazı gitgide kafa açma seansına doğru gidiyor.

Şimdi ekranı kapatıp kendi gerçekliğinize şöyle bir dışarıdan bakın. Algoritmaların bizi bizden daha iyi tanıdığı bu evrende, gerçekten kendi kararlarımızı mı alıyoruz,güdülüyor muyuz? yoksa sadece bize sunulan sanal dopaminlerle mi avunuyoruz????? (:

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle...

"We're all human. Except me, of course."
— Tyrell Wellick (Mr. Robot, eps1.4_3xpl0its.wmv)