"Anne, çok sıkıldım..."

Bir ebeveyn olarak bu cümleyi duyduğumuz anda çoğumuz harekete geçiyoruz. Hemen bir çözüm arıyoruz. Yeni bir oyun öneriyoruz, etkinlik hazırlıyoruz, parka gitmeyi teklif ediyoruz ya da elimiz istemese de telefonu uzatıyoruz.

Çünkü çocuğumuzun sıkılması bizi rahatsız ediyor.

Belki de günümüz ebeveynliğinin en büyük yüklerinden biri bu. Çocuklarımızın her an mutlu olması gerektiğine inanıyoruz. Sosyal medyada gördüğümüz rengarenk etkinlikler, kusursuz aile fotoğrafları ve sürekli üretken çocuklar bize fark ettirmeden bir mesaj veriyor:

"İyi ebeveyn, çocuğunu sürekli meşgul eden ebeveyndir."

Oysa çocuk gelişimi derslerine bakıldığında apaçık duran bir gerçek var.

Çocukların gelişmek için her zaman bir etkinliğe değil, bazen boşluğa ihtiyaçları vardır.

Çünkü gelişim yalnızca öğretilenlerde değil, çocuğun kendi keşfettiklerinde de gerçekleşir.

Bir an için kendi çocukluğunuzu düşünün.

Bizler okuldan çıkınca eve zor giren çocuklardık. Saatlerce sokakta oynar, taşlardan evler yapar, ağaç dallarını kılıç, karton kutuları araba yapardık. Elimizde sürekli bizi eğlendirecek birileri yoktu.

Canımız sıkılırdı.

Ama sonra bir oyun bulurduk.

Oyun biterdi, başka bir oyun icat ederdik.

Bugün çocuklarımızın sahip olduğu birçok imkân bizde yoktu ama sahip olduğumuz çok önemli bir şey vardı:

Hayal kurmak için zaman.

Şimdi ise çocuklarımızın hayatına baktığımızda neredeyse boşluk kalmadığını görüyoruz. Okul, kurs, ödev, ekranlar, planlanmış etkinlikler...

Boş kalan her dakika doldurulmaya çalışılıyor.

Oysa çocuk bazen boş kalmalıdır.

Çünkü yaratıcılık boşlukta filizlenir.

Bir çocuk odasında tek başına otururken aslında hiçbir şey yapmıyor gibi görünebilir. Oysa zihninde kocaman dünyalar kuruyor olabilir. Bir battaniyeyi çadır, bir sandalye sırasını tren, bir karton kutuyu uzay gemisi yapabilir.

Bunların hiçbiri yetişkin gözüyle bakıldığında önemli görünmeyebilir.

Ama çocuk gelişimi açısından bakıldığında bunlar çok kıymetlidir.

Çünkü çocuk o sırada düşünüyordur.

Plan yapıyordur.

Karar veriyordur.

Sorun çözüyordur.

Hayal gücünü kullanıyordur.

Kısacası gelişiyordur.

Bazen ebeveynler bana şu soruyu soruyor:

"Çocuğum tek başına oyun oynamıyor, sürekli benimle oynamak istiyor. Ne yapmalıyım?"

Bu sorunun tek bir cevabı yok elbette. Ancak şunu biliyoruz ki çocuklar bağımsız oyun becerisini zamanla öğrenirler. Eğer her sıkıldığında hemen yanında biri beliriyorsa, kendi oyununu kurma fırsatı bulamaz.

Tıpkı yürümeyi öğrenen bir çocuğun her düşüşünde kucağa alınması gibi...

Bazen biraz beklemek gerekir.

Bazen biraz alan tanımak gerekir.

Bazen de sadece gözlemlemek...

Çocuklarımızın her sorununu çözmeye çalışırken onların çözüm üretme becerilerini fark etmeden ellerinden alabiliyoruz.

Her düşüşlerinde tutuyor, her sıkıntılarında müdahale ediyor, her boşluklarında onları meşgul etmeye çalışıyoruz.

Oysa hayatın içinde her zaman bizi eğlendirecek biri olmayacak.

Her zaman sorunlarımızı çözecek biri de olmayacak.

Bu nedenle çocukların zaman zaman sıkılması, beklemesi, düşünmesi ve kendi yolunu bulması aslında hayatın küçük provalarıdır.

Elbette bu yazı çocukları kendi hâline bırakalım demek değildir.

Onlarla oyun oynayalım.

Sohbet edelim.

Kitap okuyalım.

Birlikte yürüyüş yapalım.

Sarılalım.

Gülümseyelim.

Ama tüm bunları yaparken onların kendi başlarına kalabilecekleri alanları da koruyalım.

Çünkü çocuklarımızın sürekli eğlenmeye değil, bazen durmaya da ihtiyacı var.

Bazen sessizliğe...

Bazen hayal kurmaya...

Bazen de sadece sıkılmaya...

Kim bilir, belki de geleceğin mucitleri, sanatçıları, bilim insanları ve üretken yetişkinleri bugün odasında "Anne, çok sıkıldım" diyen çocukların arasından çıkacak.

Yeter ki o sıkıntıyı hemen yok etmeye çalışmayalım.

Çünkü bazen gelişim, en çok da hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen anlarda gerçekleşir.