Bazen durup çocuklarımızı izliyorum.
Kimi zaman oyun oynarken, kimi zaman bir soru sorarken, kimi zaman da hiç farkında olmadan bizi taklit ederken…
O an şunu düşünüyorum. Biz gerçekten çocuklarımıza ne bırakıyoruz?
İlk akla gelen elbette maddi şeyler oluyor. Daha güzel bir ev, iyi bir eğitim, rahat bir yaşam, güzel kıyafetler, oyuncaklar… Bunların hepsi anne babanın evladı için kurduğu en doğal hayaller. Hangimiz çocuğumuz daha iyi şartlarda yaşasın istemeyiz ki?
Ama yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyorum. Bir çocuğun hayatını değiştiren şey çoğu zaman sahip olduğu eşyalar değil, içinde büyüdüğü değerler oluyor.
Çünkü çocuklar kulaklarıyla değil, gözleriyle öğreniyor.
Biz sabırlıysak sabrı öğreniyorlar.
Biz dürüstsek dürüstlüğü öğreniyorlar.
Biz merhametliysek merhameti öğreniyorlar.
Biz okumayı seviyorsak kitabı seviyorlar.
Biz vatanımızı seviyorsak onlar da seviyor.
Ne kadar “Doğru ol.” desek de bizi yalan söylerken görürlerse akıllarında kalan sözümüz değil davranışımız oluyor.
İşte bu yüzden çocuk yetiştirmek, aslında önce kendimizi yetiştirmek demek.
Bugün çocuklarımız için en pahalı oyuncağı alabiliyoruz. En güzel odaları hazırlıyoruz. En iyi kurslara gönderiyoruz. Bunlar elbette çok kıymetli. Ama bir şeyi unutuyoruz.
Hiçbir oyuncak, anne babasının sevgisinin yerini tutmuyor.
Hiçbir tablet, birlikte edilen bir sohbet kadar iz bırakmıyor.
Hiçbir kurs, evde verilen güzel bir terbiyenin önüne geçemiyor.
Atatürk’ün çocuklara olan sevgisini hepimiz biliyoruz. Ama bence onu farklı kılan sadece çocukları sevmesi değildi. O, çocuklara güveniyordu. Bir milletin geleceğinin sınıflarda, evlerde ve çocukların yüreğinde şekillendiğini biliyordu.
Bu yüzden eğitime bu kadar önem verdi. Çünkü biliyordu ki güçlü bir ülke ancak düşünen, araştıran, sorgulayan ve vicdan sahibi nesillerle ayakta kalabilir.
Bugün bizlere düşen görev de tam olarak bu.
Çocuklarımızın sadece başarılı olmasını istemeyelim.
İyi insan olmalarını isteyelim.
Bir yaşlıya yer veren bir çocuk yetiştirelim.
Sokaktaki bir hayvana su koymayı düşünen bir çocuk yetiştirelim.
Haksızlık karşısında susmayan bir çocuk yetiştirelim.
Farklı düşünen insanlara saygı duyan bir çocuk yetiştirelim.
Kitap okuyan, araştıran, çalışan ve üretmekten vazgeçmeyen çocuklar yetiştirelim.
Çünkü yarın bu ülkeyi onlar yönetecek.
Belki öğretmen olacaklar.
Belki doktor.
Belki çiftçi.
Belki mühendis.
Belki de bir çocuğun hayatına dokunan isimsiz bir kahraman olacaklar.
Biz bugün onların karakterine ne koyarsak, yarın bu ülkenin geleceğinde de o olacak.
Bazen “Benim bir davranışımdan ne olur ki?” diye düşünüyoruz.
Olur.
Hem de çok şey olur.
Çünkü çocuklar en çok anne babalarının izinden yürür.
Biz teşekkür ediyorsak onlar da eder.
Biz özür dilemeyi biliyorsak onlar da bilir.
Biz kitap okuyorsak onlar da okur.
Biz çalışıyorsak onlar da çalışmanın değerini öğrenir.
Bir evladın en büyük serveti, anne babasının ona bıraktığı güzel alışkanlıklardır.
Bir gün biz bu dünyadan ayrılacağız.
Arkamızda bıraktığımız evler eskiyecek.
Arabalar değişecek.
Eşyalar kullanılmaz hale gelecek.
Ama güzel yetiştirilmiş bir evlat yaşamaya devam edecek.
Bir ihtiyaç sahibine uzattığı elde biz olacağız.
Bir haksızlığa karşı gösterdiği cesarette biz olacağız.
Bir çocuğun başını okşadığında biz olacağız.
Belki ismimiz unutulacak ama ona kazandırdığımız değerler yaşamaya devam edecek.
İşte bu yüzden çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras ne evdir ne para ne de mal mülk.
En büyük mirasımız güzel ahlaktır.
Vicdandır.
Merhamettir.
Çalışkanlıktır.
Atatürk’ün işaret ettiği gibi aklın ve bilimin yolundan ayrılmamaktır.
Çünkü bir milleti geleceğe taşıyan binalar değil, iyi yetişmiş çocuklardır.
Ve inanıyorum ki çocuklarına güzel değerler bırakabilen anne babalar, aslında sadece kendi evlatlarını değil, geleceğin Türkiye’sini de inşa ederler.