Bazı zaferler bir günde kazanılmaz. Bir milletin kaderini değiştiren büyük zaferlerin ardında yıllar süren mücadele, fedakârlık ve inanç vardır. 30 Ağustos Zaferi de yalnızca 30 Ağustos 1922'de kazanılmış bir meydan muharebesinin sonucu değildir. O zaferin yolu Sakarya'dan geçmiştir.
30 Ağustos'u anlamak istiyorsak, önce Sakarya'nın ne anlama geldiğini anlamamız gerekir.
1921 yılının Ağustos ayında Türk ordusu, vatanın varlık ve yokluk mücadelesinin en kritik safhalarından birine girmişti. Yunan ordusu Ankara'ya doğru ilerliyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bulunduğu şehir dahi tehdit altında bulunuyordu. Ordunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmesiyle birlikte savaşın kaderi yeniden şekilleniyordu.
İşte o günlerde Mustafa Kemal Paşa'nın söylediği söz, yalnızca bir askerî emir değil, Türk milletinin savunma anlayışını değiştiren bir iradenin ifadesiydi:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”
Bu sözün anlamı bugün bile bütün ağırlığıyla üzerimizdedir.
Çünkü Sakarya'da savunulan yalnızca bir mevzi, bir şehir veya bir nehir hattı değildi. Bütün vatandı.
Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun geri çekilmek zorunda kaldığı bir savaş olmaktan çıkıp düşmanı durdurduğu, ardından da taarruz üstünlüğünü ele geçirmeye başladığı büyük bir dönüm noktası oldu. 22 gün 22 gece süren bu mücadelede Türk askeri, yalnızca silahıyla değil, iradesiyle de savaştı.
Sakarya'da Türk milletinin kaderi yeniden değişti.
O günlerde kazanılan zafer, 30 Ağustos'un habercisiydi.
Çünkü Sakarya'da durdurulan düşman, artık Türk ordusunun karşısında aynı güçle ilerleyemeyecekti. Sakarya'nın ardından Türk ordusu toparlandı, güçlendi ve büyük taarruz için hazırlanmaya başladı.
Ve bir yıl sonra...
26 Ağustos 1922'de Kocatepe'den başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da kesin zafere dönüştü.
İşte bu nedenle 30 Ağustos'u tek başına düşünemeyiz.
Sakarya, direniştir.
Dumlupınar, taarruzdur.
30 Ağustos, zaferdir.
Birinde millet “Buradan öteye geçemezsin” demiştir; diğerinde ise “Şimdi sıra bizde” diyerek düşmanın üzerine yürümüştür.
Sakarya'da kazanılan yalnızca bir savaş değildi. Türk milletinin kendisine olan güveni yeniden kazanılmıştı. Çünkü savaş meydanlarında bazen silah kadar önemli olan başka bir güç vardır: İnanç.
Sakarya'da o inanç yeniden doğdu.
Bu nedenle 30 Ağustos'u kutlarken Sakarya'yı unutmamak gerekir. Çünkü Dumlupınar'ın zaferini hazırlayan irade, Sakarya'nın ateşinde güçlenmiştir.
Bugün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olabilir. Ancak tarihin bize bıraktığı sorumluluk değişmemiştir.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bize yalnızca bir vatan bırakmadılar. Bize, o vatanın nasıl savunulacağını da gösterdiler.
Bugün savaşların şekli değişmiş olabilir. Artık mücadele yalnızca cephelerde yapılmıyor. Bilgi, teknoloji, ekonomi, kültür ve eğitim de milletlerin geleceğini belirliyor. Bu nedenle gençlerimizin görevi, geçmişin zaferlerini sadece alkışlamak değil; o zaferleri mümkün kılan iradeyi geleceğe taşımaktır.
Çünkü Sakarya'nın bize söylediği şudur:
Vatanın savunması bir çizgiye sığmaz.
Dumlupınar'ın bize söylediği ise şudur:
Milletin bağımsızlık iradesi hiçbir güç karşısında teslim olmaz.
Ve 30 Ağustos'un bize bıraktığı en büyük mesaj şudur:
Bağımsızlık, bedeli ne olursa olsun korunması gereken en büyük emanettir.
Bugün Türk bayrağı gökyüzünde özgürce dalgalanıyorsa, bunun altında Sakarya'da toprağa düşenlerin, Dumlupınar'da şehit olanların ve vatan uğruna ömrünü ortaya koyanların emeği vardır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere; Sakarya'dan Dumlupınar'a kadar bu vatan için mücadele eden bütün kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Sakarya'da direnenlere, Dumlupınar'da zafer kazananlara, Cumhuriyet'i kuranlara selam olsun.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Ve unutmayalım:
Sakarya'da “vatan” savunuldu.
Dumlupınar'da “zafer” kazanıldı.
30 Ağustos'ta ise bir millet, bağımsızlığını bütün dünyaya ilan etti.
Bu zafer, bizim yalnızca geçmişimiz değil; geleceğimize karşı taşıdığımız en büyük sorumluluğumuzdur.
30 Ağustos: Sakarya’dan Dumlupınar’a Zafer Yolu
Öğr. Gör. Dr. Saim Alper AYAS
Yorumlar