İlçemizde son zamanlarda bağımlılık kelimesini daha sık duyuyoruz.
Aslında bağımlılık deyince yalnızca tek bir şeyden söz etmiyoruz. Ekran bağımlılığı var, oyun bağımlılığı var, sosyal medya bağımlılığı var, alışverişten kumara kadar uzanan bambaşka bağımlılık biçimleri var.
Ama bugün bunların hepsini bir kenara koyup, ilçemizin giderek daha fazla konuşması gereken çok daha ağır bir meseleden söz etmek istiyorum.
Madde bağımlılığından.
Çünkü bazı meseleler vardır, “Bize uzak olsun” diyerek kendimizi rahatlatamayız.
Bu mesele artık uzakta değil.
Sokağımızda, mahallemizde, çevremizde karşımıza çıkabilen bir gerçek.
Ve belki de en tehlikelisi, bunu yalnızca “bağımlı gençler” meselesi olarak görmemiz.
Çünkü o gençlerin birçoğu bir zamanlar bizim çocuklarımız gibi çocuktu.
O da okul çantasını taşıdı.
O da arkadaşlarıyla oyun oynadı.
O da birilerinin “Benim çocuğum asla yapmaz” dediği çocuktu.
İşte tam da bu yüzden konuşmamız gerekiyor.
Yargılamak için değil.
Korkutmak için değil.
Birbirimizi suçlamak için hiç değil.
Çocuklarımızı kaybetmeden önce ne yapabileceğimizi konuşmak için.
Çünkü hiçbir çocuk dünyaya “Ben ileride bağımlı olacağım” diye gelmiyor.
Bir yerlerde bir şey oluyor.
Bir boşluk oluşuyor.
Bir merak başlıyor.
Bir arkadaşlık kuruluyor.
Bir kaçış yolu bulunuyor.
Sonra o yol, çıkılması zor bir yola dönüşüyor.
Ve biz çoğu zaman yolun başında değil, sonuna yaklaşınca fark ediyoruz.
Belki de en büyük yanılgımız burada başlıyor. Biz çocuklarımızı tehlikeden korumayı, onları tehlikeden uzak tutmak zannediyoruz. Oysa hayatın tamamını kapının dışında bırakamayız. Çocuğumuz büyüyecek, okula gidecek, arkadaş edinecek, tek başına sokağa çıkacak, bizim tanımadığımız insanlarla tanışacak. Bir gün bizim yanımızda olmayacak. İşte o gün onu koruyacak olan sadece bizim koyduğumuz kurallar değil, kendi içindeki sınırlar olacak.
“Benim çocuğum yapmaz” cümlesini hepimiz seviyoruz. İçimizi rahatlatıyor. Ama çocuk yetiştirmek biraz da ihtimalleri konuşabilme cesareti istiyor. Benim çocuğum yapmaz demek yerine, “Benim çocuğum böyle bir durumla karşılaşırsa ne yapacağını biliyor mu?” diye sormak daha doğru geliyor bana.
Çünkü mesele sadece çocuğun maddeyle karşılaşmaması değil. Karşılaştığında hayır diyebilmesi. Bir arkadaşının ısrarına rağmen kendi kararını verebilmesi. Sırf gruba dahil olmak için kendinden vazgeçmemesi. Bir hata yaptığında “Eve gidersem kıyamet kopar” diye düşünmek yerine, “Beni dinleyecek biri var” diyebilmesi.
Bence çocuklarımızı korumanın en güçlü yollarından biri de tam olarak bu. Onlarla öyle bir ilişki kurmak ki, başları derde girdiğinde ilk akıllarına gelen kişi yine biz olalım.
Çünkü çocukların hayatında bazen çok ilginç bir matematik var. Biz onlara ne kadar çok bağırırsak, onlar o kadar az anlatıyor. Biz ne kadar çok sorgularsak, onlar o kadar çok saklıyor. Sonra da oturup “Bu çocuk neden bize hiçbir şey söylemiyor?” diye düşünüyoruz.
Belki de cevap çok basit. Söylediğinde ne olacağından korkuyor.
Çocuklarımızla sadece derslerini konuşmayalım. “Sınavın nasıl geçti?” kadar “Bugün seni ne mutlu etti?” diye de soralım. “Kimlerle görüştün?” kadar “Kendini onların yanında nasıl hissediyorsun?” diye de merak edelim. Çünkü bazen arkadaş çevresini bilmek yetmiyor, çocuğun o çevrede kendisini nasıl konumlandırdığını bilmek gerekiyor.
Bir çocuk kendisini değersiz hissediyorsa, kabul edilmek için yanlış insanların onayını arayabilir. Kendisini yalnız hissediyorsa, ait olmak için yanlış kapıyı çalabilir. Sürekli başarısız hissettiriliyorsa, kendisini başka bir yerde kanıtlamaya çalışabilir.
Bu yüzden bağımlılıkla mücadele sadece “madde kullanmayın” demekten çok daha büyük bir mesele.
Bir çocuğa kendisini değerli hissettirmek de mücadeledir.
Ona hayır diyebilmeyi öğretmek de mücadeledir.
Onu dinlemek de mücadeledir.
Gerektiğinde profesyonel destek almak da mücadeledir.
Ve belki de en önemlisi, bağımlılık yaşayan bir genci toplumdan tamamen silmemektir.
Çünkü biz bazen çok hızlı hüküm veriyoruz. Bir insanın hayatındaki en kötü dönemi görüyoruz ve bütün hayatını o dönemden ibaret sanıyoruz.
“Zaten kendisi istedi.”
“Ne hali varsa görsün.”
“Onunla mı uğraşacağız?”
Bu cümleleri söylemek kolay.
Ama bir anne babanın çocuğunu o noktadan geri çekmeye çalışırken yaşadığı çaresizliği düşünmek o kadar kolay değil.
Bağımlılık yalnızca kullanan kişinin değil, evde ışığı sabaha kadar açık kalan odanın da meselesidir. Telefonu çaldığında yüreği ağzına gelen annenin de meselesidir. Çocuğunun eve ne zaman döneceğini bekleyen babanın da meselesidir. Kardeşinin ne hale geldiğini anlamaya çalışan diğer çocukların da meselesidir.
Yani bir kişinin hayatında başlayan sorun, çoğu zaman bir ailenin tamamının hayatına dokunuyor.
Bu yüzden ilçemizde bu meseleyi konuşurken birbirimizi suçlamak yerine birbirimize omuz vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Ailelere “Çocuğunuza sahip çıkın” demek kolay. Peki aile çocuğuna nasıl sahip çıkacağını biliyor mu? Nereden destek alacağını biliyor mu? Çocuğunda gördüğü değişimin ne kadarının ergenlik, ne kadarının yardım çağrısı olduğunu ayırt edebiliyor mu?
İşte bunları konuşmamız gerekiyor.
Okullarda daha çok konuşmalıyız.
Ailelerle daha çok konuşmalıyız.
Gençleri dinlemeliyiz.
Ve en önemlisi, bağımlılığı sadece bir güvenlik problemi gibi değil, aynı zamanda bir çocuk ve gençlik meselesi olarak ele almalıyız.
Çünkü bugün bir çocuğun hayatında görmezden geldiğimiz küçük bir kırılma, yarın çok daha büyük bir probleme dönüşebilir.
Ama bunun tersi de mümkün.
Bugün fark ettiğimiz bir değişiklik, bugün sorduğumuz doğru bir soru, bugün kurduğumuz güvenli bir cümle bir çocuğun hayatında bambaşka bir yol açabilir.
Bazen bir çocuğu kurtarmak için kahraman olmamız gerekmiyor.
Sadece zamanında fark etmek gerekiyor.
Biraz daha dikkatli bakmak.
Biraz daha az yargılamak.
Biraz daha çok dinlemek.
Ve çocuklarımızın bize sadece başarılı olduklarında değil, zorlandıklarında da gelebileceklerini hissettirmek.
İlçemizin çocukları bizim çocuklarımız.
Aynı sokaklarda büyüyorlar, aynı okullardan geçiyorlar, aynı parkları kullanıyorlar. Bugün “Benim çocuğum değil” dediğimiz bir mesele, yarın kapımızı çalabilir. O yüzden meseleyi kapımızın önüne gelince konuşmak yerine, daha gelmeden konuşalım.
Çünkü bazı sorunlarda erken davranmak sadece çözüm değildir.
Bazen hayat kurtarır.
Ve galiba artık hepimizin kendimize şu soruyu sormasının zamanı geldi.
Çocuğum bir gün yanlış bir şey yaparsa onu korkudan saklanmaya mı, yoksa güvenle bana gelmeye mi yönlendirdim?
Cevabımız ne olursa olsun, değiştirmek için hala vaktimiz var.
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı kusursuz anne babalar, kusursuz öğretmenler, kusursuz yetişkinler değil.
Onların ihtiyacı, zor zamanlarında yanlarında duracak yetişkinler.
Biz bunu başarabilirsek, belki de ilçemizde bağımlılıkla mücadelede atılmış en önemli adımlardan birini hep birlikte atmış oluruz.