Bu hafta ki yazımda bana desteğini esirgemeyen Uzman Sosyolog Nilay Karaşahin hocama teşekkür ederim
Geçen gün bizim Süleyman Abi’nin bakkala girdim. Şöyle iki ekmek, bir kalıp peynir, canım çekti bir de ufak kavanoz reçel alayım dedim. Süleyman Abi rakamı söyledi, ben cüzdanı çıkardım ama cüzdan hafiften titriyor. Şöyle bir baktım yüzüne, o da bana baktı. Gözlerinde ne bir öfke var ne bir şaşkınlık… Muazzam bir kabulleniş, bir ermişlik mertebesi.
Dedim ki içimden; “Yahu Orhan Veli, hani demiştin ya; ‘Bedava yaşıyoruz, bedava; hava bedava, bulut bedava’ diye… İlahi Orhan Abi, sen bu günleri görsen herhalde ‘Sadece hava bedava, ona da yakında bir ayar çekerler’ diye düzeltirdin o şiiri.”
Zam Dediğin Nedir Ki? Resmen Bir Kaynaşma Vesilesi!
Şimdi siz bu zamlara bakıp canınızı sıkıyorsunuz ya, aslında meseleye geniş çerçeveden bakmıyorsunuz. Bu zamlar var ya, bu zamlar… Tamamen bizim iyiliğimiz için! İnanmazsanız etrafınıza bir bakın.
Eskiden mahallede herkes kendi kabuğuna çekilir, evinde otururdu. Şimdi öyle mi? Durakta otobüs beklerken, markette etiketlere bakarken, fırında sıra beklerken acayip bir samimiyet, muazzam bir omuz omuza veriş var. Hiç tanımadığınız bir adamla fırın tezgahının önünde göz göze gelip aynı anda iç çekiyorsunuz. Alın size insan ilişkisi! Kimsenin kimseyi umursamadığı bu çağda, bizi birbirimize bu kadar hızlı bağlayan başka ne var? Bir etiket değişimi, koca bir mahalleyi tek bir yürek yapıyor. Hepimiz aynı dertten muzdarip, aynı kuyrukta, aynı buruk tebessümle bekliyoruz.
Cep delik, cepken delik,
Yenisi geldi zamların, ne güzel incelik!
Mesafeler Azalıyor, Herkes Aynı Sepette
Hani o okumuş yazmış takımının uzun uzun anlattığı yaşam tarzı farkları, sınıflar falan var ya… İşte bu zamlar o aradaki mesafeleri de şahane bir şekilde eritiyor. Eskiden “Lüks yaşıyorum” diye hava atan adamla, evine sadece patates götüren adam artık aynı pazar tezgahının önünde, akşamüstü fiyatlar düşer mi diye yan yana bekliyor. Zamlar sayesinde mahallede tam bir eşitlik sağlandı diyebiliriz: Artık hemen hemen hiçbirimiz o pahalı şeyleri alamıyoruz! Ne kadar demokratik bir ortam, değil mi?
Mesele sadece boğazdan kesmek de değil. Bakış açımız değişti bir kere. Eskiden kahvehanede sadece memleket kurtarılırdı, şimdi tam bir hayat felsefesi patlaması yaşıyoruz. Herkes birer hesap uzmanı, herkes birer yaşam koçu oldu.
Peynirin kilosu üzerinden hayata dair derin felsefe yapıyoruz.
Akaryakıt fiyatlarından yola çıkarak yürümenin ve doğayla iç içe olmanın dayanılmaz hafifliğini keşfediyoruz.
Kira fiyatları sayesinde, aslında bu dünyada hepimizin birer "misafir" olduğunu, malın mülkün yalan olduğunu çok daha derinden kavrıyoruz.
"Bedava Yaşıyoruz" Diyemesek de...
Yani demem o ki dostlar; her sabah uyandığımızda karşılaştığımız o yeni fiyatlar, aslında bize hayatın ne kadar hareketli, ne kadar sürprizlerle dolu olduğunu hatırlatan küçük birer şaka gibi. Hayatın monotonluğunu kırıyor bir kere, her gün yeni bir heyecan! Bugün neye ne kadar şaşıracağız acaba?
O yüzden faturayı açarken, tezgaha bakarken ya da cüzdanı boşaltırken öyle asık suratla durmayın. Şöyle arkaya doğru yaslanın, Orhan Veli gibi ceketinizin arkasını hafifçe kaldırıp cebinize elinizi atın (gerçi cepte bir şey kalmadı ama olsun, tarz meselesi) ve gökyüzüne bakıp gülümseyin.
Sonuçta hava hâlâ bedava. Bulutlar da öyle. Şimdilik tadını çıkaralım, yarın ne olacağı belli olmaz!