Oyun, çocuklar için vakit geçirmek değil; hayatı deneyimleyip büyüdükleri bir alandır. Sürekli müdahale etmek yerine onları özgürce gözlemlemeliyiz.
Bazen hayatın telaşından başımızı kaldırıp etrafımıza bakmayı unutuyoruz.
Yetişmemiz gereken işler, bitmeyen sorumluluklar, sürekli bir koşturmaca…
Derken en basit ama en kıymetli şeyleri gözden kaçırıyoruz.
Geçen gün kısa bir an durup çocukları izledim.
Hiçbir şeye karışmadan, sadece izledim.
Birinin elinde oyuncak bebeği, diğerinin elinde lego parçaları…
Kimi kendi kendine konuşarak oyun kuruyor, kimi arkadaşına “şimdi sen ebe ol” diye sesleniyor.
Kurallar koyuyorlar, bozuyorlar, yeniden başlıyorlar.
Ne bir telaş var, ne de bizim alıştığımız o “yetişme” hali.
İşte tam o anda fark ettim:
Biz “oyun” deyip geçiyoruz ama çocuk için oyun, hayatın kendisi.
Çocuk için oyun sadece vakit geçirmek değil; öğrenmek, denemek, düşmek, kalkmak, paylaşmak… kısacası büyümek demek.
Biz yetişkinler çoğu zaman “oyna da oyalan” diye bakıyoruz meseleye. Oysa onlar oynarken kendilerini ifade ediyor, duygularını tanıyor, hayal kuruyorlar. Bir taş parçası bazen bir araba oluyor, bazen bir ev… Bir karton kutu koskoca bir dünyaya dönüşebiliyor.
Ve en güzeli de ne biliyor musunuz?
Hiçbir şeyin “mükemmel” olması gerekmiyor onların dünyasında. Eksik de olsa, yamuk da olsa, onların.
Biz ise sürekli düzeltmeye, yön vermeye, öğretmeye çalışıyoruz.
“Öyle oynanmaz”, “şöyle yap”, “dağılmasın”…
Belki de biraz geri çekilmemiz gerekiyor.
Sadece izlemek…
Sadece eşlik etmek…
Sadece onların kurduğu o küçük dünyaya saygı duymak…
Çünkü çocuklar biz fark etmeden büyüyor.
Ve o büyüme en çok da oyunların içinde saklı.
Aslında oyun; dikkat, hafıza, problem çözme ve duygusal düzenleme becerilerinin doğal olarak geliştiği en güçlü öğrenme alanıdır. Çocuk oyun sırasında sadece eğlenmez; aynı zamanda neden-sonuç ilişkisi kurar, rol paylaşımı yapar, empati geliştirir ve sosyal kuralları deneyimleyerek öğrenir.
Özellikle serbest oyun, çocuğun bilişsel esnekliğini artırır. Kendi kararlarını vermesi, plan kurması ve sonuçlarını görmesi, ileriki yaşamda problem çözme becerisinin temelini oluşturur. Bu yüzden oyunun yönlendirilmesi değil, çocuğun kendi akışında kalabilmesi çok daha değerlidir.
Burada ebeveyn açısından kritik nokta şudur:
Her müdahale öğretmek değildir, bazen öğrenmeyi kesintiye uğratır.
Çocuk bir davranışı tekrar ediyorsa bu çoğu zaman “inat” değil, öğrenme sürecinin devam ettiğini gösterir.
Bu nedenle en sağlıklı yaklaşım;
– Çocuğu gözlemlemek,
– Oyuna gereksiz müdahaleden kaçınmak,
– Sadece güvenli alanı sağlamak,
– Ve gerektiğinde rehberliği çocuğun ihtiyacına göre sunmaktır.
Çünkü gelişim dediğimiz şey, çoğu zaman yönlendirilmiş değil; deneyimlenmiş süreçlerde şekillenir.
Ve belki de en önemli hatırlatma şudur:
Çocuk oyunda ne kadar özgürse, hayatta o kadar güçlü olur…
Benim söyleyeceklerim bu haftalık bu kadar.. Haftaya yine başka bir hikayenin peşine düşüp, hayatın içinden başka bir konuyu birlikte konuşuruz…
Görüşmek üzere (: