Geçen gün bizim köşedeki çay bahçesinde oturuyorum. Önümde tavşan kanı bir çay, yan masada da mahallenin en afili, en tatlı dilli palavra ustası, nam-ı diğer "Beş Dakikaya Oradayım" Nuri abi.
​Telefonda birine laf anlatıyor: "Allah inandırsın kardeşim, köşeyi yeni döndüm, trafiği görsen oturur ağlarsın, iki dakikaya sendeyim."
​Biliyorum ki Nuri abinin bir köşeyi falan döndüğü yok; adam daha ikinci çayını yeni söyledi, ince belli bardakta şekeri usul usul karıştırıyor. Yüzünde de o meşhur, gram suçluluk duymayan çocuksu tebessüm.
​Düşündüm de, bu memleketin yalan söyleme ustaları bir başka oluyor azizim. Öyle dolandırıcı, üçkağıtçı filan değil bahsettiğim. Saf, halis muhlis, gündelik hayatımızın tuzu biberi olan, bizim dalgacı yalancılardan bahsediyorum.
​Mesela terzi Salih. Pantolonu bırakırsın, "Cuma akşamüstü gel, jilet gibi al" der. Cuma gidersin, pantolon daha makasa bile değmemiştir. "Ah be abim" der yüzü hiç kızarmadan, "Dün dükkanı su bastı, sabaha kadar uğraştık, ama senin iş cepte." O an ona kızamazsın bile. Sana bir oralet söyler, sırtını sıvazlar, salı gününe yepyeni bir yalan randevusu verir, sen de tıpış tıpış çıkarsın dükkandan.
​Peki ya aşıklar? "Gözümü kırpmadan sabahı ettim, bütün gece yalnız seni düşündüm" diyenler... Oysa kafayı yastığa koyar koymaz sızmış, rüyasında da muhtemelen iskender kebap falan görmüştür. Ama olsun. Doğruyu söylese, "Gece horlamaktan boğazım kurumuş, seni filan da hiç hatırlamıyorum" dese, o sevdanın tadı kalır mı hiç?
​Aslında bu ustalar kötü niyetli insanlar değil. Hayat dediğin şey zaten yeterince yorucu, yeterince gri, fazlasıyla da ciddi. Adamlar ellerinde bir fırça, şu renksiz dünyaya derme çatma yalanlarla biraz renk katmaya, gerçeğin köşeli hatlarını yumuşatmaya çalışıyorlar. Gerçeklerin o buz gibi suratına tahammül edemedikleri için, kelimelerden kendilerine efil efil esen yalan bir çardak kuruyorlar. Ne yalan söyleyeyim, hepimiz de o çardağın altında serinlemeyi, o tatlı yalanlara inanmayı içten içe seviyoruz.
​Bedava dinliyoruz bu yalanları, bedava.
Hava bedava, bulut bedava,
Nuri abinin bitmeyen "yoldayım" yalanı bedava.
​O yüzden hiç kızmıyorum onlara. Hatta seviyorum bizim palavra ustalarını. Onlar olmasa, pazar günü bozulan çeşme için "Abi yarın sabah ilk iş sendeyim" diyen tesisatçı olmasa, kim içimize o anlık, o tatlı ve yalancı ferahlığı verecek?
​Varsın yalan söylesinler. Yeter ki o çocuksu arsızlıklarını kaybetmesinler, yürekleri nasır tutmasın...
Bir de demlikteki çay soğumasın, gerisi hallolur be azizim.