Dün eve gelirken posta kutusundan çıkan o simli, janjanlı zarfı görünce kalbime hafiften bir sancı girdi. Zarfı açtım: Bizim Nedim’le Sevda evleniyormuş. "Tebrik ederiz, bir ömür boyu mutluluklar..." güzel, eyvallah. Ama zarfın altına dipnot düşmemişler tabii: "Lütfen gelirken böbreğinizi kuyumcuda bıraktığınızı belgeleyen makbuz getirin."
Düğün dediğin nedir ki zaten? İki gencin mesut olma çabası, bir de davetlilerin "Biz buraya niye geldik?" varoluşsal sancısı. Gelgelelim o düğün salonunun girişine kurulan bir "Takı Masası" gerçeği var ki, ecel teri döktürmekte üstüne yok.
Geçen gün bir boy göstereyim dedim bizim mahallenin sarrafında. Dükkândan içeri adımımı attım, kuyumcu Nuri Abi yüzüme şöyle bir baktı, "Hayırdır hemşerim, altın fiyatlarına bakıp bakıp iç çekmeye mi geldin yoksa soygun mu var?" dedi. "Abi," dedim, "Çeyrek ne kadar?" Rakamı söyleyince bir an gözüm karardı, tezgâha tutundum. Meğer ben çeyrek altın sormamışım, Boğaz'da iki artı bir dairenin peşinatını sormuşum.
Dedim ki "Nuri Abi, bunun gramı yok mu? Şöyle mikroskopla görülebilecek, rüzgâr esse uçacak hafiflikte bir şey?" Adam bana kederli kederli baktı: "Kardeşim, artık altının tozu bile pahalı. Sana altın rengi boya vereyim, elini sarıya boyayıp damadın sırtına batır, 'Benden sana altın dokunuş' dersin."
Akıl akıldan üstündür diyerek evde alternatif takı hesaplarına girdim:
* Eski usül şiir: Damadın yakasına bir dize iğnelemek.
Beni bu havalar mahvetti,
Böyle havada sattım ceketimi,
Sana bir çeyrek alayım derken,
Sokakta kaldım, gördün mü ettiğini?
(Gelin tarafı şiirden anlamazsa salondan copla çıkarılma riski var, geçiniz.)
* Görsel İllüzyon: Altın görünümlü çikolata takmak.
(Fotoğrafçı tam "Çekiyorum!" dediği anda çikolatanın damadın sıcak ceketinde eriyip gitme ihtimali var, rezillik.)
* Geleceğe Yatırım: Zarfın içine "Borcum olsun, enflasyon düşündüğümüz gibi çıkarsa 2038'de çeyreğinizi getireceğim" yazılı senet koymak.
Sonunda kararımı verdim. Düğüne gideceğim. En şık ceketimi giyeceğim. Takı töreni başladığı an, o meşhur uzun kuyruğun en arkasına geçeceğim. Sıra tam bana geldiğinde, gelinle damadın gözlerinin içine bakıp, sanki koynumdan cumhuriyet altını çıkarıyormuş gibi derin bir ciddiyetle zarfı kutuya atacağım.
Sonra da halayın en başına geçip, verdiğim paranın acısını 2,5 saat aralıksız mendil sallayarak çıkaracağım. Kuyumcuya vereceğimiz parayı orıştadaki orkestraya ve kuru pastalara helal ettireceğiz artık.
Ne yapalım, dünya hali. Altın yüksekte olabilir ama moralimizi bozacak değiliz ya... Hayat pahalı, altın lüks, ama çaresizlik içinde neşelenmek hâlâ bedava!