Bizim şairin çilesi bitmiyor ağabey... Kadıköy sokaklarında plak peşinde telef olmalar, salonda kornişe baka baka kızarmalar derken, öğretmen hanım bu kez şairin eline öyle bir saatli bomba bıraktı ki, mahallecek akıl sağlığımızı kaybetme noktasına geldik.
Meğer bizim öğretmen hanım erbane sesine, o derinin üstünde çınlayan güm güm ritimlere pek tutkunmuş. Bir akşam bizimkine hülyalı hülyalı bakıp, "Şair," demiş, "Senin ruhun ritimle dolu, bir erbane çalsan ne güzel yaraşır sana..."
Bizimki bunu duyar mı? Ağzından yine o bilindik UNESCO fermanları dökülmeye başladı tabii:
— "Ağabey," dedi kahveye girdiğinde, "Erbane sadece bir enstrüman değildir; Mezopotamya’nın kadim çığlığıdır, ruhun göğüs kafesinde atmasıdır."
Anlatırken zannedersin İbrahim Tatlıses'in arkasında otuz yıl def çalmış, Kudüs konserlerinde ritim saz ekibini yönetmiş! Kızın hevesini kırmadı, gitti bir erbane edindi. Ancak gelin görün ki, o "kadim çığlık" bizimkinin elinde ilk bir hafta resmen "müziğe ve insanlığa isyan" olarak tezahür etti!
Ulan ilk günlerde kahvenin arkasındaki boş depoya çekilip meşk etmeye çalışıyordu. Ses çıkmıyor, resmen feryat çıkıyordu! Biri halı silkeler gibi "PAT! PAT!" diye erbaneye vuruyor, ardından "ŞIYYNG!" diye ziller dökülüyor... Yoldan geçen mahalleli "Aşağıda birini evire çevire dövüyorlar mı, yoksa tencere fabrikasında patlama mı oldu?" diye karakolu arayacaktı az kalan!
Adam erbane çalmıyor, sanki elindeki deri çemberle güreşiyordu. Bazen hırsını alamayıp başını erbaneye doğru uzatıyor, ziller suratına şak diye çarpıyordu. Bizimki de o karizmayı bozmamak için "Akustiği... şakağımla dengeledim..." diye kıvırmaya çalışıyordu ama gözünden yaş geliyordu garibimin!
Fakat aşkın gücü işte... Öğretmen hanım her akşam sabırla bizimkinin yanına oturdu. "Şaircim, vurma, dokun... Parmağının ucuyla dokun," diye diye, herifin içindeki o kaba saba gürültüyü santim santim yonttu. Kız buna ritim tuttukça, bizimki de utancından ve kıza rezil olmama hırsından geceleri uyumadı, parmak uçları su toplayana kadar çalıştı.
Aradan üç hafta geçti...
Geçen akşam öğretmen hanımla kahvenin önündeki çay bahçesine oturdular. Kız bizimkine "Haydi..." der gibi gülümsedi. Bizim şair şöyle bir duruşunu dikleştirdi. Göğsünü kabarttı, gözlerini hafif kapattı, o devasa ellerini erbanenin derisine bir dokundurdu...
Ulan masadaki herkesin elindeki çay bardağı havada kaldı!
O ilk zamanlar halı döver gibi erbaneye tokat atan adam gitti; yerine parmakları derinin üzerinde ceylan gibi süzülen bir ritim üstadı geldi! Ziller öyle ince, öyle ritmik çınlıyor ki, sanırsın Ortadoğu’nun bütün kadim ozanları bizimkinin parmaklarına ruhunu üflemiş!
Öğretmen hanım kenardan ona öyle bir gururla, öyle bir aşkla bakıyor ki... Kız resmen adama "Ben bu adamın içindeki cevheri çıkardım" edasıyla hayran hayran gülümsüyor. Bizim şair de tabii o hayran bakışları gördükçe gaza geldi; erbaneyi havaya atıp tutmalar, çeneyi 45 derece yukarı kaldırıp başını ritimle sallamalar... Sanırsın Kraliyet Senfoni Orkestrası başsolisti!
Gece kız evine gittikten sonra bizimki kahvenin ortasındaki masaya kuruldu. Erbaneyi de yanındaki sandalyeye tıpkı bir çocuk gibi özenle bıraktı. Çayından aristokrat bir yudum aldı.
Dedim: "Ne oldu ulan şair? Mahallenin kulak zarını patlatarak başladın, sonun virtüözlükle bitti. Öğretmen hanım seni baştan yarattı desene?"
Gözlüklerinin üstünden baktı, hafif bir tebessüm etti ama o eski böbürlenmelerinden eser yoktu:
— "Ağabey," dedi, "Ritim zaten içimde vardı... Kadın sadece kilidi açtı. Müzik ruhun gıdasıdır ama doğru parmaklar dokunmazsa gürültüden ibarettir."
Ulan şair... Ağaçlar ayakta ölür, şairler de bir çift güzel göz uğruna parmaklarını zil sesiyle yakıp aşka teslim olur derler! İlk günlerde tencere kapağı gibi çaldığın o erbaneden şimdi bülbül gibi ses çıkarıyorsun ya, varsın bütün mahalle seninle dalga geçsin, varsın kulaklarımızın pası zorla silinsin.
Rıza! Oradan şaire bir açık çay ver. Ama bardağı masaya yavaş koy, adamın parmakları hâlâ erbanenin üzerinde gibi ritim tutuyor, durduk yere çay tabağını zillere çevirip üstümüze dökmesin!
Erbane Sanatı ve Şairin İçi Geçmiş Ritim Arayışı
Ali Hamdi KAHVECİ
Yorumlar