Geçen gün bizimkiyle mahalle kahvesinde oturuyoruz. Adamın önündeki çay soğumuş, üstünde tabaka bağlamış, bu hâlâ tabağın kenarındaki kesme şekerlerle geometrik şekiller yapıyor. Gözler kaymış, bakışlar tavan vantilatörünün dönme hızına kilitlenmiş... Dedim "Hayırdır birader, kuantum fiziğinde çığır mı açtın, yoksa yeni bir kafiye buldun da tıkandın mı?"
Meğer bizim şair tutulmuş. Hem de öyle böyle değil. Kime dersiniz? Bir matematik öğretmenine. Zeki kız tabii, gözünden hiçbir şey kaçmıyor. Bizim şairinki de cesaret yani; sen git, ömrü hayatında türevle teğeti birbirine karıştırmış adam olarak, integral bilen kadına sevdalan.
Bizimki başladı bana dert yanmaya. İki aydır dize yazmayı bıraktı, elinde kâğıt kalem probabilite hesabı yapıyor. Adamı görseniz acırsınız, zayıflamaktan tebeşir tozuna döndü az kalsın. "Ağabey" diyor, "Ben bu kadını öyle bir özlüyorum ki, aramızdaki mesafe koordinat düzleminde iki nokta arasındaki uzaklık formülüyle bile açıklanamaz. Kalbim mutlak değer içine alınmış eksi bir sayı gibi, dışarı hep pozitif görünmeye çalışıyorum ama içeride sıfırın altındayım!"
Ya kardeşim, sen Orhan Veli’nin izinden giden adamsın. "Bedava yaşıyoruz, bedava; hava bedava, bulut bedava" diye gezen adamsın. Ne ara pi sayısına gönül verdin, ne ara hayatı parantez içine almaya kalktın? Kahvedekiler de alıştı artık; bu kapıdan içeri girince "Ooo, mantık hatası geldi" diye karşılıyorlar adamı. Kız buna "Biraz zamana ihtiyacım var" demiş, bizimki günlerdir zamanın birim çember üzerindeki hareketini hesaplıyor. Dedim "Oğlum saçmalama, kız seni kibarca reddetmiş olabilir mi?" "Yok abi" diyor, "O bana bağıntı kuracağız demek istedi, ben anladım."
Neyse, uzatmayayım, dün akşam üzeri bu bizim kahveye bir girişi var... Yürümüyor, adeta parabol çizerek süzülüyor! Yüzünde öyle bir gülümseme var ki, gören lottery'yi kazanmış sanır.
"Müjdeyi ver abi" dedi, "Kavuştuk!"
"Ulan nasıl oldu?" dedim. Meğer kız bunu çay içmeye ikna etmiş. Bizimki masaya oturmuş, heyecandan elindeki çay kaşığını düşürmüş, tam romantik bir edebiyat parçalayacak, kafada hazırladığı "Gözlerin gökyüzü gibi..." tiradına girecek... Kız buna bakmış, çayından bir yudum almış ve doğrudan söylemiş: "Seninle benim kesişim kümemiz sadece bu pastane mi olacak, yoksa boş kümeyi bırakıp hayatı ortak bir paydada eşitleyecek miyiz?"
Bizim şair oracıkta türevi de teğeti de unutmuş tabii, gözler yuvasından fırlamış, dili damağına yapışmış. Kıza sadece "Ben senin paydan olurum!" diyebilmiş. Artık ne demekse...
Şimdi mahallede havasından geçilmiyor. Şiir okumayı bıraktı, milletin dolmuş parasının üstünü hesaplıyor. "Hayatımın bilinmeyeni çözüldü" diye geziyor ortalıkta.
Ne diyelim, Allah mesut etsin. Ama şair kısmı matematikçiyle evlenirse ne olur, onu da yakında göreceğiz. Yarın bir gün bizimki gaza gelip "Seni sonsuza kadar seveceğim!" dese, kızın "Sonsuz bir limit değeridir, reel bir sayı değildir, bana net bir rakamla gel" deme riski var. Ya da "Beni ne kadar seviyorsun?" sorusuna bizimkinin geometrik diziyle cevap vermesi gerekecek.
Biz yine de çayımızı tazeleyelim... En azından bizim çayın hesabı net, bilinmeyeni yok, şekeri de tam.
Bizim Şairin Karekök Hali
Ali Hamdi KAHVECİ
Yorumlar