Efendiler, malumunuz olduğu üzere yine o tuhaf günlerin eşiğine geldik. Gökyüzü bir sabah uyandık ki boyasını tazelemiş, ağaçlar deseniz sanki bedava fistan dağıtılıyormuş gibi dallarına çiçekleri dizmiş. Evet, bahar geldi. Hem de hiç utanmadan, sıkılmadan, kapıyı bile çalmadan...

​Şimdi bu bahar denilen mevsimin en büyük marifeti, insanın aklıyla oynamasıdır. Sokaktaki vatandaşın yüzünde bir gülümseme, bir "ne oluyoruz?" hali. Yahu kardeşim, alt tarafı güneş biraz daha fazla mesai yapıyor diye nedir bu neşe? Sanki faturalar çiçek açacak, sanki kiralar polen olup uçacak.

​Hele o Orhan Veli’nin bahsettiği "güzel havalar" yok mu? İnsanı işinden gücünden eder, istifaya zorlar. Sabah evden çıkarken "Bugün mühim bir yazı yazacağım," dersiniz; yolda bir erik ağacı görürsünüz, hoop... Akıl gider, fikir dağılır. Ceket omuzda, ağızda bir ıslık; dünya yansa bir kova su dökmeyecek hale gelirsiniz.
​Bu mevsimde en çok da o "aşk meşk" işlerine tav oluyorum. Parklara bir bakın; herkes el ele, göz göze. Sanırsınız ki bütün dertler bitti, bir tek sevda kaldı. Kediler çatılarda konser verir, insanlar banklarda hayal kurar. Halbuki o hayallerin sonu, ilk sonbahar yağmurunda ıslanmış birer kağıt parçasıdır, unuturlar.

​Neymiş? Kuşlar cıvıldıyormuş. Cıvıldasın efendim, onların tuzu kuru! Vergi dairesiyle işleri yok, sabah dokuz akşam altı mesaileri yok. Bizim gibi fani takımı için bahar demek; biraz daha terlemek, biraz daha fazla ayakkabı eskirtmek ve en kötüsü de hiçbir işe yaramayan o "mutluluk" hissiyle boğuşmak demektir.

​Sözün kısası; gökyüzü maviymiş, çiçekler açmış, gönüllere neşe dolmuş... Hepsi birer illüzyon! Sakın kanmayın. Ben şahsen bu güneşli günlerde eve kapanıp perdeleri çekmeyi planlıyorum. Yoksa bu bahar beni de yoldan çıkaracak; gidip bir deniz kenarına oturacağım, sonra vay efendim bu hayat neden bu kadar kısa, vay efendim neden her şey bu kadar basit...

​Aman diyeyim, bahara dikkat edin. Ciddiyeti bozar, adamı şiir yazdıracak kadar safsatalara sürükler. Bizim gibi "mühim" adamların baharla işi olmaz.
​En azından yarın sabaha kadar...