​Efendim, ilanlara bakıyordum geçen gün. Hani şu meşhur internet sitesine. İnsan ne ararsa buluyor; az kullanılmış hayaller, boyasız hatıralar, sahibinden satılık dertler...
​Gözüm bir ilana ilişti, "Acil Satılık" yazmışlar. Altına da eklemişler: "İhtiyaçtan." Sahi, insanın neye ihtiyacı olur? Karnı tokken sırtı pek olsun ister, sırtı pekken gönlü şen. Ama ilanlarda gönül şenliği satılmıyor.
​Orhan Veli olsa, herhalde şöyle bir bakardı o ekrana:
"Ne atom bombası,
Ne Londra Konferansı;
Bir elinde cımbız,
Bir elinde telefon,
Umurunda mı dünya?"
​Bizim mahallenin bakkalı da koymuş eski minibüsünü siteye. "Dosta gider" diyor. Dost dediğin, malın kusurunu bilip de alanı mıdır, yoksa kusuru saklayıp verdiğin mi? Eskiden bir ceket alırken düğmesine bakardık, şimdi otomobil alırken boyasına, huyuna, suyuna, hatta geçmişine bakıyoruz. Kendi geçmişimizi bu kadar kurcalamayız.
​Aslında hepimiz bir şeyler satıyoruz bu hayatta. Kimimiz vaktini, kimimiz emeğini, kimimiz de umutlarını... Pazar yeri gibi dünya. Ama kimse "Yorgunluğum satılık" demiyor. Ya da "Şu masmavi gökyüzü bedava, gelin bakın" diye ilan vermiyor.
​Bedava demişken... Sahiden bedava yaşıyoruz dostlar:
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobilin vergisi var, evin kirası, ekmeğin fiyatı...
Ama akşamüstü güneşin batışını izlemek hâlâ "sahibinden" değil, hepimizden.
​İlanlara çok dalmayın derim. En güzel şeylerin ilanı olmaz. Bir dostun "Gel bir çay içelim" demesi hangi kategoride listelenir? Ya da bir çocuğun gülüşü kaç taksit eder?
​Sözün özü; piyasa durgun, fiyatlar yüksek olabilir. Ama gökyüzü hâlâ yerinde, deniz hâlâ mavi. Satılık olmayan şeylerin kıymetini bildiğimiz bir hafta olsun.
​Hadi eyvallah