Dillere destan Türk usulü bir diyalogla başlayalım diyorum anlatmaya:
-Ne okuyorsun kızım/oğlum?
-Sosyoloji
-Olsun o da güzel.
Çağımızın en zorba yanı hız. Gündelik hayat içerisindeki deneyimlerimizi anlamlandırabilmemize ket vuruyor. Berlin duvarını yıkan zihinler dijital duvarların esaretini inşa ediyor.
Ben sizlere bu duvardan bir tuğla çekip hayata ve deneyimlerinize nasıl daha merhametli davranabileceğinizi gösterme çabasındayım.
Sosyolojinin bir ana kaynağı yoktur. Kaynak üretiminin ta kendisidir. Üretim araçları sosyolojiyi ürettikçe onu hem yanına hem karşısına alır. Gelin bunu biraz daha pratiğe dökelim.
Tek bir cümle ile sosyoloji, size gündelik deneyimlerinizde şunu öğretir: Toplum gözünüze önce yumruk atar sonra ise morarmasın diye buz uzatır.
Yapısal alanları inşa eden ve yapısal deneyimleri taşa tutan aynı yerdir. Sosyoloji, kitlesel bir histerinin ürünüdür. Bireylerin farkındalıklarını ve perspektiflerini genişletmekle kalmaz. Aynı zamanda onların dünya ile kendisi arasındaki algılama biçimlerini şekillendirir.
Bu kadar süslü cümleden sonra şunu söylemek mümkün. Sosyoloji, sizin gündelik hayatınızın içerisinde bulunan rollerinizin terzisidir. Sosyal gruplar içerisinde, evinizde, evliliğinizde, anneliğinizde/babalığınızda, mesleğinizde hangi teamüllere bağlı kalmanız gerektiğini işaret eder.
Sosyoloji, özellikle kültürel düzeylerde ne ol-manız ve ne olma-manız ve bir “olma (varoluş)” halinizin belirleyicisidir.
Sosyolojiyi tabandan tavana giden bir topluluk sistemi gibi düşünebilirsiniz. Daha sade bir ifade ile bilim dünyasının Adem’idir. Topraktan gelir. Temelden tepeye kat çıktıkça denge kaçar ve sistem yıkılıp tekrar toprağa döner.
İnsan psikolojisinin bireysel halini toplumdan bağımsız düşünmemiz mümkün değildir. Sosyoloji insanların aldığı danışmanlık ve terapi hizmetlerinde verimli bir araçtır. Neden mi? Hemen açıklayayım.
Kendinize iyi geleceğini düşündüğünüz birine gittiniz. Hizmet bedelini ödediniz. Nefes aldınız, içinizi döktünüz. Baktınız ki hakikaten iyi geldi, rahatladınız. Kendinizi sokağa attınız. Ciğerleriniz patlayana kadar oksijen doldurdunuz içinize. Ancak uyandırayım. Aynı sokağa çıktınız. Aynı kalabalığa karıştınız. Kocaman gövdesi ve delici gözleriyle “El alem ne der?” marşı karşınızda duruyor. 80 milyonluk bir bando sizi trampetlerle karşılıyor.
Bir rüya gördüm ve bir kabusa uyandım diye hissetmeniz kaçınılmaz olacaktır.
Bu yüzden sosyoloji siz görmeseniz de duymasanız da şöyle bir dokunup tartıp bu tezgâhtan alınmaz bu domates deseniz de o domatesin toprağından geldiniz. Almadınız, pahalı geldi belki. Ama sonuç değişmiyor ki siz oradan geldiniz.
Tebrikler… ilk farkındalık bölümünü tamamladınız. Haftaya görüşürüz 😊