En büyük doğum

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hamt Âlemlerin Rabbi olan Alla hu Teâlâ’ya mahsus, salat ve selam,
Âlemlerin efendisi Hz. Ahmet (sav)’e aline ve ashabına olsun.

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed

Değerli okurlarım! Bundan on dört asır önce; insanlık bir karanlığa
saplanmış kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyor, kendi elleriyle
yaptığı putlara tapıyor, töre ve gelenek adı altında her türlü vahşet
sergileniyordu. İnsanlar bir eşya gibi alınıp satılıyor, mazlum
ezildikçe eziliyor gidecek bir kapı arıyordu.

İşte böyle bir zamanda insanlığın kararan dünyasının üzerine bir güneş
doğuyordu. Öyle bir güneş ki insanların hem içini ısıtacak hem gönül
dünyasını aydınlatacak hem de onlara rahmet olacaktı. “Kameri aylardan
Rebiu'l-evvel” ayının on ikinci gecesi, sabaha doğru “Kâinatın en
güzeli” dünyayı şereflendirmişlerdir.

Pazartesi günü sabahleyin hep putlar yüzüstü düşmüş bulundu. Görenler
hayrette kaldı.

Hz. Abdullah’tan Hz. Emine’nin alnına geçmiş olan yüce nur O’nun
alnına geçti. Hz Âdem (as) devrinden beri evlattan evlada geçe gelen
son peygamberlik nuru sahibini buldu. Artık onda karar kıldı.

Hz. Âmine şöyle dermiş: “Ben diğer kadınlar gibi hamilelik zahmeti
çekmedim.” Hamilelerde meydana gelen ağırlıkları görmedim. Fakat gece
rüyada gördüm ki bir kimse gelip, ‘Ey Âmine! Muhakkak bilmelisin ki,
sen âlemlerin en hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit adını Muhammed
(sav) koyasın’ dedi.

Doğum zamanı geldiğinde kulağıma bir büyük ses geldi. Ürktüm. Hemen
bir akkuş geldi, kanadı ile arkamı sıvazladı. Benden korkma ve ürkme
halleri geçti. Bir yanıma baktım, bir beyaz kâse ile şerbet sundular.
Alıp içtiğimde her tarafımı nur kapladı. O anda Hz. Ahmet  (sav)
dünyaya teşrif ettiler.

Etrafıma baktım, gördüm ki, Abdi Menaf kızlarına benzer, fakat gayet
uzun boylu birçok kızlar beni tavaf ediyorlardı. Hayret ettim. Ya
Rabbi! Bunlar kimler acaba dedim?”

Hz. Emine’nin gözünden perde kaldırılıp o şekilde cennet hurilerini ve
melekleri görmüş daha olağanüstü haller seyretmiş olduğu nakledilir.

Fahri Âlem Efendimiz (sav) sünnetli ve göbeği kesilmiş olduğu halde
dünyaya gelmişti. Arkasında iki kürek kemiği arasında kalbinin
hizasında bir nişanesi vardı ki O’na nübüvvet mührü denilir.

Güllerin efendisi, (sav) doğduğu sırada her tarafı bir nur kapladı.
Doğar doğmaz secde etti. Mübarek başını kaldırıp açık bir dil ile  “lâ
ilâhe illallâh innî Rasûlullâh” dedi.

O’nu yıkamak istediğimde “biz onu yıkanmış olarak gönderdik” denildi.
Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş olarak görüldü.

O’nu kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm. Mührün
üzerine “lâ ilâhe illallâh Muhammedür rasûlullâh” yazılı idi. Doğar
doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle bir şeyler söylüyordu. Kulağımı
mübarek ağzına yaklaştırdım; “ümmetî, ümmetî” diyordu.

Nebiler ser veri  (sav) dünyaya teşrif ettiği zaman o günün geleneğine
uyularak üzerine büyük bir çanak konulmuştu. Çanağın yarılarak ikiye
ayrıldığı ve gözlerini göğe dikip başparmağını emdiği hayretle
görüldü.

Cahiliye devrinde geceleyin doğan çocuğa bir çanağın altına koymak,
ortalık aydınlanmadıkça ona bakmamak adetti.

Hz Emine’nin yanında bulunan kadınlardan Fatıma’nın o gece evin nurla
dolduğunu ve yıldızların üzerlerine dökülecekmiş gibi sarktıklarını
gördüğünü söylediği rivayet edilir.

Rasulullah (sav) dünyaya geldiği zaman Hz. Âmine, dedesine haber
gönderdi. Kendisi Kâbe’nin yanında Ebu Talip ve bazı kimselerle
oturuyordu. Âmine Hatun bir erkek çocuğu olduğu müjdesini verdi. Bunu
duyan dedesi çok sevindi. Yanındakilerle beraber eve geldi.

Hz. Âmine olup bitenleri anlattı. Üç gün kimsenin göremeyeceğini
söyleyince, dedesi ısrar etti. Âmine validemiz falan yerdedir dedi.

Dedesi gitti, fakat evin önünde yalın kılıç bekleyen bir zat gördü.
İçeri girmek isteyince Abdulmuttalib’in üzerine yürüdü ve  “geri dön,
hiçbir kimse üç günden önce göremez.  Bütün melekler onu ziyaret
edecek. Bu ise üç gün sürer” dedi.

Ziyafet sırasında çocuğa hangi ismi koydun diyenlere,  “Muhammet”
ismini verdim dedi. Neden atalarından birinin ismini vermedin
diyenlere Allah’ın ve insanların onu methetmelerini, övmelerini
istediğim için cevabını verdi.

Annesi Amine Hatun da ona  “Ahmet”  ismini verdim dedi..

Güzeler güzeli (sav) dünyaya geldiği sırada ateşe tapan İran’ın
hükümdarı bulunan Kisra’nın sarayı sallandı. 14 sütun yıkıldı. Fars
ülkesinde ateşe tapanların 1000 seneden beri yanmakta olan ateşperest
tapınakları sönüverdi.

Mubedan (yani Farsların kadılar kadısı) da o gece rüyasında şöyle
görmüştü. Bir gurup sert ve başıboş develer bir gurup arap atlarını
güdüp önüne katarak Dicle nehrini geçip Fars ülkesi içine dağılmışlar.

O, zaman Sasan ailesinden Acem (İran) şahı olan Nuşirevan o şekilde
saray sarsılıp da şahnişin odanın dışarıya doğru uzanan çıkıntılarının
yıkılmasından üzgün olarak yakınları ile bu meseleyi konuşurken
İstahrabad’dan ateş tapınağının söndüğü haberi geldi.

Kutlu Nebi (sav) sadece insanlar için değil, âlemler için bir
rahmettir. "Ey Muhammed, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak
gönderdik” (.Enbiya, Suresi, 107) Hitabıyla övülmüştür. Geçmişte
olduğu gibi bugün de insanlık o rahmet ve şefkat peygamberine
muhtaçtır.

 Böyle bir gecede onun bizlere emanet olarak bıraktığı, aynı zamanda
hayat reçetemiz olan Kur’an-ı Kerim ve Sünnete sım sıkı bağlanmalıyız.
Bunların muhasebesini yapıp ona göre kendimizi ayarlamalıyız.

Böyle geceler, rabbimizin rahmet ve mağfiretine, Rasülullah’ın
şefaatine mazhar olabilmek için bizlere sunulmuş fırsat zamanlarıdır.

Böyle geceleri Kur’an-ı Kerim okuyarak, namaz kılarak, dua ve zikirle
geçirerek tövbe ve istiğfar ederek, sevgiliye çokça salatü selam
okumalıyız gönül dünyamızı daha da aydınlatmalıyız.

Rabbim sevgilinin şefaatine nail eylesin. Amin

Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed

YORUM EKLE