Kıymetli Okurlar, Geçtiğimiz yazılarımızda önce "Makineler Düşünebilir mi?" diye sorup Cahit Arf'ın vizyonuna uzanmış, ardından dijital dünyanın alfabesi olan kod yazmanın ve dijital okuryazarlığın sadece bir meslek değil, bir "hayatta kalma meselesi" olduğuna değinmiştik. Bugün ise o dijital okuryazarlığın en can alıcı, belki de günlük hayatta en çok göz ardı edilen kısmına; "ücretsiz" sandığımız o renkli dünyaya mercek tutacağız.
Hepimizin cebinde dünyayı sığdırdığı akıllı telefonlar var. Sosyal medya platformları, fotoğraflarımızı güzelleştiren filtreler, adımsayarlar, hava durumu uygulamaları ve basit mobil oyunlar... Hepsi birbirinden cazip, hepsi hayatımızı kolaylaştırıyor ve en güzeli de "bedava". Peki ama gerçekten öyle mi? (Burada durup düşünmek lazım: Milyonlarca dolar yatırım yapılarak geliştirilen, devasa sunucularda barındırılan ve binlerce mühendisin çalıştığı bu sistemler, neden bizden tek kuruş talep etmiyor?)
"Eğer Bir Ürün Ücretsizse, Ürün Sizsinizdir"
Bu cümle, Silikon Vadisi'nin ve dijital çağın yazılı olmayan en temel anayasasıdır. Telefonunuza indirdiğiniz basit bir "el feneri" uygulaması (ki tek vasfı telefonun arkasındaki ışığı açıp kapatmakken) sizden neden rehberinize, mikrofonunuza veya konumunuza erişim izni ister hiç düşündünüz mü? Çünkü o uygulamanın asıl amacı karanlığınızı aydınlatmak değil, sizin o görünmez veri dünyanıza sızmaktır.
(Bizler genellikle "Aman canım, benim verimi ne yapacaklar? Devlet sırrı mı saklıyorum!" rehavetine kapılıyoruz. Ancak mesele sizin bireysel sırlarımız değil, sizin "alışkanlıklarınızdır".) Sabah kaçta uyanıyorsunuz, hangi güzergahtan işe gidiyorsunuz, haber okurken hangi başlıkta daha çok vakit geçiriyorsunuz, internette hangi ayakkabıya kaç saniye bakıp sepetten çıkarıyorsunuz... İşte bu "önemsiz" sandığımız dijital kırıntıların hepsi birleştiğinde, sizin kusursuz bir psikolojik ve ticari profiliniz ortaya çıkıyor.(yani bizi Cemal Furkan Deniz Yazılımcı diye etiketlemiyor XXXXXXXXXXX numaralı kullanıcı yazılımcıymış ve köşe yazısı yazıyormuş şeklinde bizden aldığı ücretsiz verileri okuyup buna göre reklam yönlendirmesi yapıyor)
Çay İçerken Karşımıza Çıkan Reklamlar
Çoğumuzun başına gelmiştir; Dostlarla oturup sohbet ederken "Bizim arabanın lastikleri de eskidi aslında" diye sohbet edersiniz ve on dakika sonra Instagram'da ya da Facebook’ta kaydırırken karşınıza kışlık lastik reklamı çıkar. Hemen bir ürperti gelir: "Telefon bizi dinliyor!" (Gerçi bu iddialar da her zaman masadadır ancak durum sandığınızdan çok daha derindir.)
Çoğu zaman telefonun sizi dinlemesine gerek bile kalmaz. Sizin veri profiliniz o kadar iyi analiz edilmiştir ki; algoritma sizin yaşınızdaki, sizin gelir grubunuzdaki, önceki harcama alışkanlıkları size benzeyen ve sizin gibi hafta sonları o rotalarda araç kullanan birinin o mevsimde bir lastik ihtiyacı olacağını çoktan hesaplamıştır. Geçen hafta okuduğunuz bir önceki yazımda bahsettiğim o "Ajan bazlı yapay zekalar" var ya; işte onlar tam olarak bu verilerle beslenip sizin bir sonraki adımınızı sizden önce tahmin ediyorlar.
Dijital Ayak İzimize Sahip Çıkmak
Makineler bizi bizden daha iyi tanır hale geldi. Topladıkları verilerle sadece bize ürün satmıyorlar; neye kızacağımızı, neye üzüleceğimizi, siyasi tercihlerimizi ve zaaflarımızı da analiz ediyorlar.
Peki ne yapacağız? Telefonları atıp dağ başına mı yerleşeceğiz? Teknolojiden mi korkacağız? Elbette hayır! Tıpkı kod yazmayı öğrenirken bahsettiğimiz "yazılımcı gözüyle" bakmak gibi, burada da "bilinçli tüketici" gözüyle bakmalıyız.
Uygulamaları indirirken saniyeler içinde geçiştirdiğimiz o "Kabul Ediyorum" butonlarına tıklamadan önce bir durup düşüneceğiz. Telefonumuzun "Ayarlar ve İzinler" menüsüne girip, bir hesap makinesi uygulamasının kameramıza erişmesini engelleyeceğiz. Neyin gerekli, neyin bir veri avı olduğunu ayırt edeceğiz.
Yeni dünyanın petrolü "veridir".
Ücretsiz uygulamalar karşılığında ödediğimiz asıl bedel, kendi mahremiyetimiz ve dijital ayak izimizdir. Unutmayın; dijital dünyada hiçbir şey gerçekten bedava değildir. Sadece faturayı cüzdanınızdaki parayla değil, hayatınızın ta kendisiyle ödersiniz. Tercih de, kontrol de (şimdilik) hala bizim elimizde.