Sistem Hatası (Ölüm ve Anlam’ın algoritması)

Abone Ol

Bir bilgisayar için en büyük felaket "Crash" etmektir; yani sistemin tamamen çökmesi. Mavi ekran vermek, yanıt vermeyi kesmektir. Çünkü makine belirsizliği yönetemez; tanımlanmamış, mantığına uymayan bir veri gördüğü an donar kalır.

Biz modern insanlar da tıpkı birer bilgisayar gibi programlanmaya, kusursuz birer "yazılım" haline gelmeye çalışıyoruz. Günümüzü planlıyor, kalorilerimizi sayıyor, adımlarımızı ölçüyor, kariyer basamaklarını birer kod satırı gibi optimize ediyoruz. Ancak hayatın o temiz kodunu yazmaya çalışırken, en büyük varoluşsal "bug"ımızla, yani bizi biz yapan hatamızdan köşe bucak kaçıyoruz: Ölümle ve anlamsızlıkla.

İçimize düşen o ani sıkıntı, geceleri tavanı izleten o "Ben neden yaşıyorum?" sorusu aslında ruhumuzun verdiği bir Sistem Hatasıdır.

(Psikolojik sorularım var evet varlık nedir ? gibi şeylerde olabilir :D )

Çünkü insan zihni, sadece hayatta kalmaya programlanmış soğuk bir işlemci değildir(yoksa hayvanlardan farkımız kalmazdı…); o, hayata anlam katmaya çalışan bir varoluş sancısıdır. Ve ne acıdır ki, anlam dediğimiz şey hiçbir arama motorunda indeksli değildir.(ve bence hiçbir zaman bulunamayacak ve yine bence sadece basite indirgemekle mümkün -muzu soyarım -muzu yerim)

Unhandled Exception: Mutlak Yalnızlık ve Kaos

Hayatı ne kadar optimize ederseniz edin, sistemin asla engelleyemediği o mutlak hata er ya da geç kapıyı çalar. Etrafınızın kalabalık bir aileyle, dostlarla çevrili olduğunu, her şeyin mükemmel işlediğini düşünün. Gün biter, yatağa girer ve gözlerinizi kapatırsınız. O uykunun derinliğinde, o rüyalar evreninde tamamen tek başınızasınızdır. Yanınızdaki hiç kimse rüyanıza sızamaz. İşte bu, insan ruhunun kaynak kodundaki en büyük Unhandled Exception'dır (Yakalanamayan İstisna).

Bu kısımda kendimden örnek verebilirim ego tatmini ya da kibirlilikten değil bu yakın zamanda spesifik duyduğum ve yeni-eski tanıştığım beni “anlamaya” çalışan insanlardan duyduğum şu “Furkan yanılmıyorsun” şu insan şöyledir diyorum öyle çıkıyor şu yaşanacak diyorum yaşanıyor bu benim için bir yük aslında keyif katsayımı düşürüyor (1 bardak çaydan aldığım keyiften daha az benim için) belki de bu benim Yakalanamayan istisnamdır?

Sistemiz tam anlamıyla kaosa dayanır. Kusursuzca yazdığınızı sandığınız hayat planınız, şans eseri karşınıza çıkan bir insanın tek bir cümlesiyle darmadağın olabilir ya da aniden kapınızı çalan bir hastalık tüm kod satırlarınızı hükümsüz kılabilir. Makine kaosta çöker, insan ise kaosta var olur.

Çarkın İçindeki İllüzyon ve Şablon Mutluluklar

Modern dünya bizi sürekli başarmak, sürekli üretmek zorunda olduğumuz devasa bir çarkın içine fırlattı. Laboratuvar faresi gibi çarkın içinde dönerken, her defasında "Tamam, işte bunun için yaşıyorum, anlamı buldum" dediğimiz her şeyin günün sonunda yanlış çıkması ve bizi devasa bir hayal kırıklığıyla baş başa bırakması tesadüf mü?

Bunun en büyük sebebi, önümüze konan o kolektif saçmalık. Bize herkesin aynı şablonla başarılı olabileceği, aynı formülle mutlu olabileceği ve aynı yolla anlam bulabileceği yalanı satılıyor. Oysa ruh, tek tipleştirilmiş bir algoritma değildir ki herkeste aynı çıktıyı versin.

Varoluşsal Sancı: Sabah uyanışımızdan, seveceğimiz insana, alacağımız kıyafetten, ideolojimize kadar her şeyin algoritmalar tarafından önümüze konduğu bir çağdayız.

Belki de bizi korkutan şey sadece dijital algoritmalar değil, kendi biyolojimizdir. Kim bilir; içimizde dönen o hormonlar, sinapslar ve nörotransmiterler de aslında kendi içinde kaçamadığımız soğuk birer matematiksel formüldür. Belki de her şey, biz daha seçtiğimizi zannetmeden çok önce o görünmez matematik tarafından belirlenmiştir.

(ya da görünür ama insanın anlayamayacağı kadar büyük bir matematik.)

İnsan 1.0 Asla Çıkmayacak: Benzersiz "Bug"larımız

Yazılım dünyasında nihai, kararlı ve hatasız sürüme "Sürüm 1.0" denir. Ama insan hiçbir zaman İnsan 1.0 olamaz, o kararlı sürüme asla ulaşamaz. Biz doğduğumuz andan itibaren eksik kodlarla, kendi içsel hatalarımızla yaşarız.

Üstelik bu hatalar standart da değildir; her insanın bug’ı kendine hastır ve hayatı boyunca ona yük olur. Kiminin bug'ı çok zeki olmaktır; hiçbir şeyi unutamaz, geçmişin tüm yükünü zihnindeki o dolup taşan diskte taşır. Kiminin bug'ı ise duygusal olarak eksik kodlanmıştır; hissetmeyi, bağlanmayı, bir diğerinin acısına ortak olmayı beceremez. Kimi çok sever silinir, kimi hiç sevemez delisidir.

Ama bizi bilgisayarlardan ayıran, bizi "robot" olmaktan kurtaran şey de tam olarak bu sistem hatalarımızdır.

Monitörü Kapatınca Kalan

Şimdi gözünü o ekrandan çek, güç düğmesine bas ve ekranı karart.(lütfen yazıyı bitirdikten sonra yapalım bunu :D)

Saniyeler içinde akan milyarlarca veri, parıltılı dünyalar, kusursuz algoritmalar bir anda yok olacak. Geriye sadece simsiyah, cansız bir cam kalacak. Ve o karanlık camın üzerinde, filtresiz, ham ve çıplak haliyle kendi yüzünün yansımasını göreceksin.

Kusursuz bir yazılım olmaya çalışmayı bırakıp, kendi benzersiz "bug"larımızla barışmadığımız sürece o mavi ekran hep karşımıza çıkacak.

O yüzden soruyorum: Kendi içimizdeki o karanlık, çözülemeyen, ham insani hatalarla yüzleşmeye hazır mıyız; yoksa sistemi bir kez daha yeniden başlatıp o sahte akımın içinde uyuşmayı mı seçeceğiz?

Seçim sizin. Belki de artık bu kusursuzluk ve anlam arama oyununu tamamen bırakmalıyız. Çünkü insan, ancak oyun’u bırakmayı göze aldığında o soğuk duvarların arkasından yepyeni bir anlam filizlendirir.

{ "vars": { "account": "UA-35875877-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }