Maskeli Balo : Sosyoloji De Sahne Önü Sahne Arkası Yaklaşımı

Abone Ol

Birkaç zamandır yazılarımızda güldük, eğlendik, ağladık, edebiyata da şöyle bir göz kırptık ancak artık hayatımızın ana kaynağı sosyolojiyi anlamaya artık sıra geldi. Yine gündelik hayatımıza hiç de uzak olmayan bir konunun içerisindeyiz.

DERS 1: Peki neden maskeli balo? Neden sahneler, ışıklar, kulisler ve diğerleri…

İşte bütün bunları – ki ben de çalışmalarımda çok sık kullanıyorum- Sosyolog Erving Goffman’ın teorisinde dayandırıyoruz. Kendisinin teorisi gündelik hayatı bir tiyatro sahnesine benzetmesinden yola çıkıyor. Ona göre hepimizin bir “sahne önü”, bir de “sahne arkası” nı oluşturan bir hayatı var.

Sahne önü; insanların bizi gördüğü yerdir. İş yerinde, sosyal medyada, aile sofralarında, toplantılarda… Orada daha kontrollü, daha dikkatli, daha “olması gerektiği gibi” davranıyoruz.

Neden?

Çünkü her toplumun kültürel kalıpları var ve bunlara uymak zorunlu ve uymaz isen ayrık otu olarak etiketlenmen kaçınılmaz. Bunun yanı sıra reddetmeyelim ki herkes biraz alkış almak istiyor.

Peki bu alkış neden önemli?

Modern dünyanın çarkına “görünür olmak” birincil şart olarak su taşıyor. Elbette bu hastalıklı bir istem değil. Belli sınırlar dahilinde olduğu sürece oldukça olağan, oldukça insanca… Beğenilmek, güçlü görünmek, başarılı görünmek, akıllı görünmek… Kısaca birilerinin kabul edebileceği şekilde GÖRÜNMEK!

Sahne arkası?

Birincil benliğimiz tam olarak burada başlıyor. Kapılar kapanıyor, perdeler çekiliyor, seyirciler dağılıyor. Pijamalarınız veya pijama olmayı hak etmiş birkaç kumaş parçasıyla baş başa kaldığınız o an. Kadınların makyajının olmadığı, erkeklerin sakallarının uzadığı, duvarlarını kendinizin ördüğü o mekân… “Âdettendir, iyi diyelim iyi olsun” demek zorunda olmadığınız o yalnızlık.

Sosyal medyanın güç gösterisine dönüştüğü bu çağda Goffman’ın teorisi, belki de hiç olmadığı kadar gözlerimizin haresine yerleşmiş durumda. Çünkü artık herkesin cebinde portatif bir sahne var. Bu sahne ilk inşa edildiğinde sadece başarı ve mutluluk konsepti üzerine kuruluydu. Ancak modern dünya çarkının dişlilileri gerçeğe yakın bir su kovası daha istedi. Ve bizler o kovaya gözyaşlarımızı da doldurduk, beğenmediğimiz yanlarımızı da öfkemizi de kibrimizi de başarısızlığımızı da… Ez cümle şunu istedi dünya bizden: REKLAMIN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ. BİR FOTOĞRAF KARESİ, BİR ACIKLI HİKâYE DE YETER BAZEN… Ne kadar da şiirsel değil mi, insan nasıl bu talebin karşısında kayıtsız kalsın ki… En azından kenar süsü yaptığımız ve sergilediğimiz, ancak sahne arkasında kendimize döndüğümüz bir alan vardı. İşte böylelikle şimdi o da yok olmaya yüz tuttu.

Bunca açık seçikliğin içerisinde peki ya bizim sahne arkasındaki varoluşumuza ne olacaktı?

Çünkü yalnızca yaşamıyor yaşadıklarımızı da kamuya açık bir hale getiriyoruz. Burada en çok üzerinde durmamız gereken konu aslında MAHREMİYET. Ben de öğrenmek istiyorum derseniz haftaya biraz da şeffaflık toplumu konuşuruz…

Belki de en büyük yorgunluğumuz fiziksel değil de sürekli performans halinde olmamızdır…

Görüşmek üzere.

{ "vars": { "account": "UA-35875877-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }