İLHAMIN GİDİŞİ VE BİR ŞAİRİN ŞEZLONGLA İMTİHANI

Abone Ol

​Ağustosun alnı pırıl pırıl, asfalt eriyor, memleketin bütün beyin kıvrımları güneşte kayısı gibi kuruyor. Ve bizim şair taifesi... Hani şu kışın "Aşk dedikleri bir avuç külmüş" diye masaya yumruğunu vuran o melankoli depoları var ya, onlar da ne yapsın, kelime tarlasını kurutup tatile çıktılar.
​Ben ki gece yarısı mutfakta su içerken bile kafiyeli yutkunun adamıyım; şimdi şairin yaz tatiline girip kalemini kuma gömmesine bakıp baka kalıyorum.
​Hadi gidin ulan! Gidin de deniz kumunuzla, güneş yanıklarınızla barışın. Zaten kış boyu bizi hüzünden hüzüne koşturdunuz, biraz da balıklar dinlesin sizin "Giden sevgilinin ardından arkası dönük bakış" edebiyatınızı.
​Geçen gün sahil kenarında birine rastladım. Üstünde şile bezi gömlek, ayağında parmak arası terlik, burnunun ucunda güneş kremi... Guatr ameliyatı olmuş gibi mahzun oturuyor şezlongda. Yanına sokuldum:
— "Üstad," dedim, "bir mısra ver de ekmeğimize katık edelim, millet şiirsizlikten kurudu."
Gözlüklerinin üstünden bana şöyle bir baktı, sanki dünyadaki tüm dertlerin kumbarası kendisiymiş gibi iç çekti:
— "Azizim," dedi, "beynimdeki ilham perisi şu an Bodrum'da çadır kurdu, beni iplemiyor. Metaforlarım denize düştü, dalgalar alıp götürdü. Ben tatile girdim, ruhum mazeret izninde."
​Ulan şair bozuntusu! Ruhun mazeret iznindeyse, o havalı tiratları kim atacak kahve köşelerinde? Sen yazı yazmayınca, sokaktaki sokak köpekleri bile birbirine havlamayı kesip edebi bir sükûnete bürünüyor. Çay ocaklarında bardaklar boynu bükük duruyor, daktiloların (gerçi artık klavyelerin) tuşları toz bağladı.
​Ama insancılız ya, kıyamıyoruz da...
Çünkü biliyoruz ki şair dediğin tatile de girse içindeki o dert kuyusu kurumaz. Şimdi o kumların üzerinde yüzüstü uzanmış, güneşlenirken bile "Acaba bu rengin hex kodu hüzne uyar mı?" diye düşünüyordur kesin. Deniz kabuğunu kulağına dayayıp dalga sesini dinlemez o; denizin dalgasına "Neden bu kadar ritmik vuruyorsun sahipsiz kıyılara?" diye trip atıyordur.
​Gidin gidin, yüzün alabildiğine. Akdeniz'in suları serinletsin o dertli kafanızı. Kumsala ayak parmaklarınızla "Yalnızlık" yazın, sonra dalga gelip silsin, siz yine baştan yazın.
​Nasıl olsa eylül kapıya dayanıp rüzgâr camları dövmeye başlayınca, yine o kuytu odalara döneceksiniz. Yine boynunuz bükük, yine gözünüz dalgın bir şekilde "Geldin işte, ömrümün sonbaharı..." diyeceksiniz.
​Hadi kalemi elinizden bırakın şimdilik. Deniz sizin, güneş sizin, kum sizin olsun. Biz burada iki mısra eksik yaşarız, kahvemizi sade içeriz. Ama eylül gelsin, o pencereler açılsın; o zaman görüşeceğiz sizinle!

{ "vars": { "account": "UA-35875877-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }