Gökyüzünde Racon: Perseid’ler ve Mahallenin Durumu

Abone Ol

Bizim mahallede bu aralar bir hareket, bir heyecan var. Herkesin gözü havada, ellerde kahve bardakları, boyunlar tutulmuş vaziyette bir şeyler bekliyoruz. Ne bekliyoruz? Tabii ki meteor yağmuru. Hani şu bizim çocukların, gençlerin “Kuyruklu yıldız kaydı, dilek tut” dediği, astronomların ise Latince isimler verip havalı havalı anlattığı gök taşları.

Geldiler mi? Geldiler. Yağdılar mı? Valla bildiğin sağanak. Sanki yukarıda biri halıyı silkeliyor da bütün tozu toprağı bizim başımıza döküyor.

Şimdi efendim, aslına bakarsanız bu gök taşları dediğimiz şeyler milyarlarca yıldır uzayda kendi halinde dolaşan, kimseye zararı dokunmayan garip cisimler. Belki adam evinden çıkmış, milyarlarca kilometre yol tepmiş, sahipsiz bir uzay taşı parçası. Dünyanın atmosferine bir giriyor, bizim hava musluğu sonuna kadar açılmış gibi sürtünmeden alev alıyor. Zavallı taş, hayatının en parlak ama en kısa şovunu yapıp birkaç saniyede yok oluyor. Yazık değil mi o garibe? İnsan, “Ulan uzayın köründen kalkıp buraya kadar sırf bizim balkondakiler ‘Aa kaydı’ deyip dilek tutsun diye mi geldin?” demeden edemiyor.

Niyazi Efendi geçen balkondan bağırdı: “Yahu çocuklar, dilek tutun, parayı bulalım!”

Parayı bulursun Niyazi Efendi. Yukarıdan kayan taştan hayır gelse, bizim sokaktaki asfalta gelir. Sen git, iki sokak aşağıdaki çukura bir dilek tut da belediye asfalt döksün. Asıl o zaman görürüm senin mucizeni.

Neyse, gece yarısı oldu. Herkes bir romantizm peşinde. Sevgililer el ele tutuşmuş, gökyüzüne bakıyorlar. Biri diyor “Aşkımız bu yıldızlar gibi sonsuz olsun”, diğeri diyor “Beni gerçekten seviyor musun?” Karşı apartmandan merdiven tıkırtısı geldi. Meğer bizim Bekir Usta sabaha karşı tezgâhı açacakmış, o da tütün sarmaya çıkmış arada. O da kafasını kaldırıp baktı, arkasından bir sigara yaktı. “Ulan,” dedi, “gökyüzü bile borç içinde. Her yerden parıltı akıyor ama kime faydası var?” Adam haklı beyler. Uzay bile borçlu, biz kimiz ki?

İşin garibi, insanoğlu tuhaf varlık. Kendi dünyasında geçim derdi, kira, fatura, patatesin soğanın fiyatı derken boynu hep öne eğik geziyor. Ama ne zaman gökte bir karartı, bir ışık, bir kayma olsa hemen boyunlar yukarı kalkıyor. Demek ki neymiş? İnsanın derdi büyüdükçe gözü biraz daha yukarı bakıyormuş. Kendi dertlerimizi aşağıda küçük kalıyor sanıyoruz galiba.

Neyse, taşlar kaydı, dilekler tutuldu, kahveler soğudu. Mahallenin kedileri bile bu havai fişek gösterisine şöyle bir baktı, sonra esneyip kıvrılıp uyudu. Hayvancazlar biliyor çünkü: Ne kadar taş kayarsa kaysın, sabah yine aynı saatte uyanılacak, yine aynı ekmek parası kazanılacak.

Gökten taş yağmış, ne olmuş? Biz yine buradayız. Hepimize iyi uykular, güzel rüyalar. Dilek tutmayı unutmayın sakın. Tutun ki tuttuğunuzla kalmayın, belki bir gün gerçekten kabul olur. Kim bilir?

{ "vars": { "account": "UA-35875877-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }