Asfalttan yükselen o buhar var ya, hani insanı serap gördüğüne inandıran cinsten… Ha, işte o buhar aslında hepimizin o kışlık ciddiyetinin uçup giden resmi parçası. Termometreler kırkı vurmuş, memleket adeta devasa bir düdüklü tencereye dönmüş, biz hâlâ dolmuş sırasında, mesaide hayatta kalmaya çalışıyoruz.
Üstat Orhan Veli bugün yaşasaydı, "Beni bu güzel havalar mahvetti" mısrasını muhtemelen "Beni bu sıcaklar sıvı hale getirdi" diye değiştirirdi. Çünkü bu hava insanı şair falan yapmıyor; bildiğin "en yakın klimanın mucidine gizli gizli dua eden" sıradan bir faniye dönüştürüyor.
Kravatlı Ciddiyetin Likit Hale Gelişi
Yazın en sevdiğim tarafı, o kış boyu dünyayı kendisi yönetiyormuş gibi kasım kasım kasılan takım elbiseli abilerin çaresizliğini izlemek. Sıcaklık otuz sekizi geçince o karizmatik duruş falan kalmıyor; ceket parmağın ucunda omza asılıyor, gömleğin ilk üç düğmesi fora ediliyor, geriye hayata hafifçe küsmüş bir insan evladı kalıyor.
Büyük vizyon sahibi adamların, külahın dibinden akan erimiş dondurmayı üstüne damlatmamak için sergilediği o amansız, o estetikten uzak refleks, yazın bize en büyük eğlencesidir. Memleket meseleleri, geçim derdi, felsefe... Hepsi bir top damla sakızlı dondurmanın karşısında diz çöker.
Bu Havada Şiir de Terler
Böyle bir havada oturup da ağır, derin edebi yazılar yazacak halimiz yok ya. Yazı dediğin de hafifleyecek, terini silip şortunu giyecek. Şiir yazacak olsak mesela, şöyle bir şey çıkar herhalde:
Güneş tepede sarı bir karpuz,
Cebimde beş kuruş yok, üstelik arsız.
Şu vantilatörün önünde bir yatsam,
Dünya yansa umursamam, vallah billah yalansız.
Tam Orhan Veli işi oldu ama biraz daha ay sonunu düşünen versiyonu. Çünkü bu sıcakta bir de gelecek elektrik faturasını düşünmek insanı ekstra terletiyor.
Gölgelerin Efendileri
Şu ara sokaklarda en saygı duyduğum kitle, yürürken binaların o on santimlik gölgelerini takip ederek zigzaglar çizenler. Adeta birer ninja gibi, güneş ışığına basmadan hedefe ulaşmaya çalışıyorlar. İş güç de kaçmıyor ya, bu havada acele etmek zaten baştan hata.
Deniz kenarına gidip "Oh ne güzel serinliyoruz" diye fotoğraf atanlara da bakmayın siz. O kumun sıcağında ayakları yana yana yalınayak koşarken çektikleri o gizli acıyı hepimiz biliyoruz.
Netice itibariyle dostlar; ceketleri çoktan fırlatıp attık, akıl sağlığını da arkasından uğurlamak üzereyiz. Varsın terimiz boncuk boncuk dökülsün, varsın sıcaktan beynimiz pelteye dönsün. En azından o asık suratlar gitti; hepimizin yüzünde "biri üstüme bir kova soğuk su döksün" diyen o ortak, o samimi, o hafif lakayıt gülümseme var ya, o bize yeter.
Hadi bakalım, açın oradan dilimli bir karpuz, gölgede bana da yer ayırın!