Benim Çocuğum Yapmaz

Abone Ol

Okulların açıldığı bir haftadayız. Kimimizin çocuğu okulun yolunu yeniden tutuyor, kimimizin çocuğu ise hayatında ilk kez o kapıdan içeri giriyor. Kimi evde heyecan var, kimi evde tatlı bir telaş. Çantalar hazırlandı, kalemler yerleştirildi, formalar giyildi. Belki bazı evlerde çocuklardan daha heyecanlı büyükler var.

Çünkü bir çocuğun okula başlaması yalnızca onun hayatında açılan yeni bir sayfa değil. Onu seven, büyüten, kollayan, yolunu gözleyen herkes için de küçük bir dönüm noktası.

Kimi çocuğun yanında annesi var, kimi babası. Kiminin elini dedesi tutuyor, kiminin saçını ninesi tarıyor. Kimi çocuk bir başka yakınının sevgisiyle büyüyor. Ama çocukluğun ortak bir dili var. Bir çocuğun yanında onu gerçekten gören, duyan ve “Ben buradayım” diyen bir yetişkin varsa, o çocuk kendini daha güvende hissediyor.

Bu yüzden bu hafta okula başlayan bütün çocuklarımızın yolunun açık olmasını diliyorum. İlk kez okul sırasına oturacak miniklere cesaret, yıllardır okul yolunu bilenlere güzel bir yıl, onları uzaktan ya da yakından destekleyen bütün büyüklere de biraz sabır diliyorum.

Madem yeni bir eğitim yılına birlikte başladık, gelin bu hafta yine çocuklarımız hakkında sohbet edelim.

Ama bu kez notlardan, ödevlerden, sınavlardan konuşmayalım.

Biraz daha derine inelim.

Bazı cümleler vardır, söylerken insanın içini rahatlatır. Hatta bazen bir çocuğu ne kadar iyi tanıdığımızı düşündüğümüzün işareti gibi gelir.

Mesela

“Benim çocuğum yapmaz.”

Ne kadar masum geliyor kulağa.

Sanki bir annenin çocuğuna olan güveninin kısa hali gibi.

Ama biraz düşününce, bu cümlenin içinde kocaman bir tehlike saklı olduğunu fark ediyor insan.

Çünkü çocuklarımızı sevdiğimiz kadar tanıdığımızı da zannediyoruz.

Oysa bir çocuğun annesi olmak, onun bütün dünyasına sahip olmak demek değil.

Çocuklarımızın bizim görmediğimiz yüzleri var.

Okulda başka bir çocuklar.
Arkadaşlarının yanında başka.
Kardeşinin yanında başka.
Kızdığında başka.
Kaybettiğinde başka.
Kıskandığında başka.
Kimsenin görmediğini düşündüğü anda ise bambaşka.

Ve aslında bütün bunlar normal.

Çünkü çocuk dediğimiz şey henüz tamamlanmış bir karakter değil.

O bir oluş hali.

Bugün paylaşmayı öğreniyor, yarın paylaşmak istemiyor.

Bugün arkadaşını çok seviyor, ertesi gün ona kızıyor.

Bir gün kardeşine sarılıyor, başka bir gün onun oyuncağını saklıyor.

Bazen yalan söylüyor.

Bazen kıskanıyor.

Bazen bilerek yapıyor.

Bazen ne yaptığını bile tam olarak bilmiyor.

Çünkü çocukluk, insanın kendi içindeki kalabalığı tanımaya başladığı dönem.

Biz ise bazen çocuklarımızdan çocuk olmamalarını bekliyoruz.

Sonra da başka bir çocuğun yaptığı bir davranışı duyduğumuzda hemen hükmümüzü veriyoruz.

“Benim çocuğum öyle bir şey yapmaz.”

Peki ya yaptıysa?

Bunu kabul etmek neden bu kadar zor?

Çünkü çoğu zaman çocuğumuzun davranışını değil, kendi ebeveynliğimizi savunuyoruz.

Çocuğumuz yanlış yaptıysa sanki biz de yanlış bir anne olmuşuz gibi hissediyoruz.

Oysa hayır.

Çocuğun yaptığı her davranış, anne babasının başarısızlık karnesi değildir.

Çocuklarımızın davranışları bize ait bir diploma ya da karne değil.

Onların kendi öğrenme süreçleri.

Bazen çok iyi yetiştirdiğimizi düşündüğümüz çocuk da arkadaşını kırabilir.

Çok güzel değerler anlattığımız çocuk da kıskanabilir.

Paylaşmayı öğrettiğimiz çocuk da bir gün “Bu benim” diye tutturabilir.

Çünkü bilgi başka şeydir, davranış başka.

Çocuğa iyiliği anlatmak kolaydır.

İyiliği, canı istemediği bir anda seçmesini öğretmek biraz daha uzun sürer.

Asıl eğitim de zaten orada başlar.

Bir çocuk hata yaptığında hemen “Benim çocuğum bunu yapmaz” diyorsak, çocuğumuza aslında çok ağır bir görev yüklüyoruz.

Hep iyi ol.

Hep doğru davran.

Hiç şaşırma.

Hiç öfkelenme.

Hiç kıskanma.

Hiç yanlış yapma.

Çünkü sen bizim çocuğumuzsun.

Ne kadar yorucu bir kimlik bu.

Çocuklar bazen iyi çocuk olmakla, iyi bir insan olmayı birbirine karıştırıyor.

Oysa iyi insan olmak, hiç hata yapmamak değildir.

Hatasını görebilmektir.

Birinin canını yaktığında bunu fark edebilmektir.

Özür dileyebilmektir.

Telafi etmeyi öğrenebilmektir.

Ve bir sonraki sefer aynı yerde biraz daha dikkatli durabilmektir.

Bu yüzden çocuğumuza “Sen bunu yapmazsın” demek yerine bazen “Bunu neden yaptığını birlikte anlayalım” demek gerekir.

Çünkü davranışı susturmak başka şeydir, davranışın kökünü bulmak başka.

Bir çocuk arkadaşını dışladıysa yalnızca “Ayıp yaptın” demek çok kolay.

Ama “Sence arkadaşın o sırada ne hissetti?” diye sormak çocuğun içine bir pencere açar.

Bir çocuk yalan söylediyse “Yalancısın” demek kolay.

“Gerçeği söylediğinde ne olacağından korktun?” diye sormak ise çocuğun iç dünyasına kapı açar.

Bir çocuk öfkeyle vurduysa “Sen kötü bir çocuksun” demek kolay.

“Öfkelendiğinde bedenin sana ne söylüyor?” diye konuşmak ise ona kendisini tanımayı öğretir.

Çocuk gelişimi biraz da bu yüzden davranışın arkasındaki çocuğu görebilmektir.

Çünkü görünen davranış bazen sadece buzdağının ucudur.

Ve anne babalık da her gördüğümüz şeyin tamamını bildiğimizi sanmaktan vazgeçtiğimiz gün biraz daha olgunlaşıyor.

Ben de bir anneyim.

Çocuklarımın iyi olmasını, kimseyi kırmamasını, doğruyu seçmesini elbette istiyorum.

Ama artık şunu daha iyi biliyorum.

Benim çocuğum da hata yapabilir.

Benim çocuğum da öfkelenebilir.

Benim çocuğum da bir gün bir arkadaşını kırabilir.

Benim çocuğum da yanlış bir karar verebilir.

Ve bütün bunlar olduğunda benim görevim onun yerine mazeret bulmak değil.

Yanında durup yaptığı şeyle yüzleşmesine yardım etmek.

Çünkü çocuğun her hatasını örtmek onu korumak değildir.

Bazen çocuğun hatasını görebilmesine izin vermek, onu hayata hazırlamanın en dürüst biçimidir.

Bir de şu var.

Çocuklarımızı başkalarının çocuklarından üstün görmeye başladığımız anda, onların gelişimine değil egomuza ebeveynlik yapmaya başlıyoruz.

“Benim çocuğum yapmaz.”

Belki yapar.

Belki de tam o anda bize ihtiyacı vardır.

Bir savunma avukatına değil.

Bir rehbere.

Bir yargıca değil.

Bir yetişkine.

Bir çocuğun yaptığı yanlışı kabul etmek, ona sırt çevirmek değildir.

Tam tersine, “Sen bundan ibaret değilsin ama bunu da görmezden gelmeyeceğiz” diyebilmektir.

Bence çocuk yetiştirmenin en zor taraflarından biri de burada.

Çocuğumuzu hem çok sevmek hem de gerektiğinde onun karşısında durabilmek.

Çünkü gerçek sevgi, çocuğumuzun yaptığı her şeyi doğru bulmak değildir.

Gerçek sevgi, yanlış yaptığında da onun iyiye doğru yürüyebileceğine inanmaktır.

O yüzden belki de “Benim çocuğum yapmaz” cümlesini biraz değiştirelim.

“Benim çocuğum da yapabilir.”

Ama yaptığında konuşuruz.

Anlarız.

Sınır koyarız.

Gerekirse özür dileriz.

Gerekirse telafi ederiz.

Ve yeniden deneriz.

Çünkü çocuklarımızı hayattan koruyamayız.

Onları hiç hata yapmayacak şekilde de büyütemeyiz.

Ama hata yaptıklarında kendilerine dürüstçe bakabilen insanlar olmalarını sağlayabiliriz.

Ve belki de bir çocuğa bırakabileceğimiz en güzel miras kusursuz bir çocukluk değil.

Kendi hatasının karşısında kaçmadan durabilen bir vicdandır.

Çünkü hayat boyunca herkes çocuğumuzu alkışlamayacak.

Herkes onu anlamayacak.

Herkes ona hak vermeyecek.

Bir gün bizim de yanında olamayacağımız zamanlar gelecek.

İşte o zaman çocuğumuzun ihtiyacı olan şey, “Benim annem benim için her zaman haklı olduğumu düşünürdü” cümlesi olmayacak.

“Annem bana kendime bakmayı öğretti” diyebilmesi olacak.

Ve sanırım bir anne için bundan daha büyük bir başarı da yok….

{ "vars": { "account": "UA-35875877-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }