Barbie ve Ken

Sosyal medyanın etkisindeki yeni dünyaya hoş geldiniz: Barbie’cikler ve Ken’imsiler.

Abone Ol

Bugün kafede oturup rutin işlerimi yaparken. Bir anlık etrafıma baktığımda oyuncak mağazasındaki bebek reyonunda gibi hissettim. Etrafım fabrikadan seri üretimle çıkmış gibi insanlarla dolu gibiydi.(gerilmeyin sebeplerini anlatacağım….)

Herkesin aynı kalıplara girmek çabaladığı, özgünlüğün ya da farklı olmanın "hata" olarak görüldüğü ve en (bence)saçması da, herkesin bundan inanılmaz gurur duyduğu plastik(sahte) bir evren.

Fabrika Çıkışı İnsanlar

Fiziksel “aynılık” artık tercih değil, neredeyse zorunluluk haline geldi. Etrafımıza göz gezdirirsek; kadınlar milimetrik olarak aynı ton sarışın, erkekler aynı berber koltuğundan saniyeler önce kalkmış gibi tıpatıp aynı kalıpta saç tıraşlarına sahip. Ama oyun burada bitmedi, şimdi işin next level’ine(bir sonraki seviyesine) geçtik: düzenli olarak pazarlanan estetik operasyonları.(ve bunun sonu yok her gün farklı bir uzvumuzu ya da bölümümüze estetik yapabilir hale geliyoruz)

İnsanlar artık yaşlanmaktan, hasta olmaktan ya da çirkinleşmekten korkmuyor; insanlar "farklı" olmaktan korkuyor. Kendi benzersiz hatlarını, yüzlerindeki o yaşanmışlık ifadelerini acımasızca törpülüyorlar. Peki nedir bu mevzu? dijital “tozpembe” kutunun içindeki kusursuz plastik bebeklere benzemek. Kendimize ait ne varsa feda edip, sistemin bize dikte ettiği o sahte yüzleri satın alıyoruz.

İlişkilerdeki "Achievement" Listesi: Duyguları Varmış Gibi Yapmak

Bu plastisite sadece dış görünüşümüzü değil, ruhumuzu ve ilişkilerimizi de teslim aldı. Farkında mısınız, artık aşkı yaşamıyoruz; aşkı 15 adımlık bir bilgisayar oyunu gibi oynuyoruz. İlişkiler birer duygu ortaklığı değil, sosyal medyada sergilenecek birer "achievement" (başarı) listesi haline geldi.(ki bu ben değilim diyen herkes bile böyle buna geçmişe bakarsam ben bile bazen böyle yapmışım yine bence evlilikler bile artık buraya doğru evriliyor X’ler şurada Pazar günü şunu yapmış bizde yapalım bu söylem sadece onun keyifli bir aktivite olduğu için değil tamameeeen onlar yaptı bizde yapalım gösterişi maalesef) Çünkü artık göz göze gelmekten çok, ekran ekrana eşleşiyoruz. Birbirimizin ruhuna dokunmak yerine, profillerimizin birbirine ne kadar yakıştığını ölçüyoruz.

Herkes aynı 15 adımı tekrarlıyor: Aynı mekanlarda fotoğraflar hatta pozlar bile kopya, aynı filtrelerle aşk ilanları, aynı kurgulanmış sürprizler... Ama ne oluyor biliyor musunuz? İçi boşaltılmış, sadece "gösteriş" için yaşanan bu süreçte insanlar daha 10. adıma gelmeden sıkılıyor. Çünkü ortada gerçek bir bağ yok. Duyguları harcıyor(tüketiyor), varmış gibi yapıyor ve hop; "yeni bir oyun" diyerek bir sonraki Barbie’ye ya da Ken’e geçiyorlar. Ha, kazara o mekanik adımların 15'ine de ulaşan olursa ne ala; o zaman evlilik kutusu açılıyor. İçi tamamen boş, dışı pırıl pırıl plastik bir evlilik...

Her şeye “Yetişen” Mükemmel İnsan İllüzyonu

Arka planda ise hepimizin zihnine kazınan sürekli göz önüne getirilen ve pompalanan sahte bir evren algısı var. Bir insan hem her gün spor yapıp, hem kariyerinde zirveye oynayıp, hem her hafta sonu harika tatillere gidip, hem de nasıl sürekli mutlu kalabilir? Kalamaz. Ama kalıyormuş gibi yapmak zorunda.

Bu evrende özgün bir davranışa, kendine has bir tarza yer yok. Popüler kültür ve ünlüler neyi işaret ediyorsa, kitleler sorgusuz sualsiz onun peşinden koşuyor. Kimse "Ben ne istiyorum?" diye sormuyor; "Şu an ne trend?" diye bakıyor. Sonuç? Kendi fikirleri olmayan, başkalarının hayat tasarımlarını yaşayan kopyalar ordusu.

Sagopa Kajmer’in kendi alanı için söylediği “AVM gibi rap’ler” yani yine

bencesi;

“Bir Reyon dolusu aynı insan.”

Sahte Fanusların İçindeki Tüketim Canavarları

Sistem bizi öyle yönetiyor ki, sonunda sadece nesneleri değil; birbirimizi, duygularımızı ve en nihayetinde kendi benliğimizi tüketen birer canavara dönüştük. Gerçek hayatın karmaşasından, gri ve kusurlu alanlarından kaçmak için her birimiz ekranların arkasında kendi sahte fanuslarımızı ürettik. İçerisi pembe, pürüzsüz ve çok havalı görünüyor olabilir. Ama unutmayalım; plastik nefes almaz.

Şimdi o kusursuz profillerimizden kafanızı kaldırın(ve bende kaldırıyorum) aynadaki o kutuya girmemiş halimize bakalım.

Tüm dünyaya soruyorum: O pembe, pürüzsüz ama ruhsuz kutunun içinde birer oyuncak gibi yaşamak sizi tatmin ediyor mu, yoksa o sahte fanusu patlatıp tamamen kusurlu ama tamamen "gerçek" bir insan olma cesaretini gösterebilecek misiniz?

{ "vars": { "account": "UA-35875877-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }