3 MAYIS: Önce Kendini Tanı!!!

Abone Ol

Türk’ün kaderi çoğu zaman bir çadırın gölgesinde, bir kılıcın parıltısında ve bir yemin anında yazılmıştır. Bozkurtların Ölümü romanında Atsız bize tarif ederken anladığımız o dur ki, esaretin gölgesi Türk’ün üzerine çökerken bile diz çökmeyen bir ruh ve kimsenin asla sahip olamayacağı bir şahsiyet olarak çıkıyor karşımıza. Nitekim romanda yankılanan o çarpıcı ifade, bu ruhun en veciz anlatımıdır: “Kürşat ölmüştü ama yenilmemişti.” Türk zincire vurulmuş bile olsa içten içe yanan istiklâl ateşi, işte tam da bu anlayışın eseridir. Çünkü Türk için esaret, ölümden daha ağırdır.

Türk töresi dediğimiz şey, kuru bir gelenekler bütünü değil; adaletin, liyakatin ve bağımsızlığın omurgasıdır. Eski bozkırda kağanın gücü, kılıcının keskinliğinden değil, töreye bağlılığından gelirdi. Töre bozulursa devlet yıkılır, töre yaşarsa millet küllerinden yeniden doğardı. Bu yüzden Türk’ün cihana hükmü, sadece savaş meydanlarında değil; adalet terazisinde kurduğu dengeyle mümkün olmuştur.

Ancak tarih, yalnızca zaferlerin değil, hataların da öğreticisidir. Türk milleti ne zaman töresinden, büyüklerinin nasihatinden ve ortak akıldan uzaklaştıysa, bunun bedelini ağır ödemiştir. Atalarımızın “Söz dinlemeyen, yolunu kaybeder” minvalindeki öğütleri, basit bir nasihat değil; asırların süzgecinden geçmiş bir hikmettir. Çünkü söz, burada yalnızca bir uyarı değil; tecrübenin, birliğin ve düzenin temsilidir. Kendi içinde kulak vermeyi unutan toplumlar, dışarıdan dayatılan seslere açık hâle gelir. Bu da ayrışmayı, zayıflamayı ve nihayetinde çözülmeyi beraberinde getirir. O yüzden Türk’ün en büyük gücü yalnızca bileği değil; gerektiğinde dinlemeyi bilen iradesidir. Töreye kulak vermek, aslında geleceğe sahip çıkmaktır.

Yakın tarih ise bize başka bir gerçeği hatırlatıyor. Arap Baharı ile başlayan süreçte, birçok coğrafyada umut diye doğan hareketlerin nasıl kaosa, iç çatışmaya ve parçalanmaya dönüştüğünü gördük. Suriye İç Savaşı, Libya İç Savaşı ve bölgenin farklı noktalarında yaşanan istikrarsızlıklar; dış müdahalelerin, iç ayrışmaların ve kardeşlik bağlarının zayıflamasının nelere mal olabileceğini açıkça ortaya koydu. En nihayetinde, bugün dünyanın farklı bölgelerinde devam eden ve küresel dengeleri sarsan Rusya-Ukrayna Savaşı gibi gelişmeler de gösteriyor ki; parçalanmış toplumlar, büyük güç mücadelelerinin en kırılgan zemini hâline geliyor.

Bu tablo karşısında çıkarılacak ders açıktır: Bir milletin en büyük gücü, sahip olduğu silahlar ya da ekonomik imkânlar değil; kendi içindeki birlik ve kardeşlik hukukudur. Türk töresi, sadece adalet dağıtmayı değil; aynı zamanda milletin fertleri arasında güçlü bir dayanışma ruhu kurmayı da emreder. Çünkü ayrışan toplumlar kolay yönlendirilir, bölünen milletler kolay zayıflatılır.

Tarih boyunca kurulan her Türk devleti, farklı coğrafyalarda farklı isimlerle anılsa da aynı ruhu taşımıştır: Haksızlığa karşı durmak, mazlumu korumak ve nizamı sağlamak. Bu anlayış, yalnızca bir hâkimiyet arzusu değil; bir düzen kurma sorumluluğudur. Türk, hükmettiği yerde korku değil; adalet bırakmayı şiar edinmiştir. Ancak bu misyonun ilk şartı, kendi içinde sağlam bir birlik tesis edebilmektir.

Bugün dönüp baktığımızda, kadim törenin bize bıraktığı en önemli miraslardan birinin “kardeşlik” olduğunu daha iyi anlıyoruz. Zor zamanlarda kenetlenmek, farklılıkları çatışma sebebi değil zenginlik olarak görmek ve ortak bir ideal etrafında birleşmek… Bunlar sadece geçmişin değil, bugünün de en hayati ihtiyaçlarıdır. Çünkü artık cihana hükmetmek; yalnızca kılıçla değil, akılla, bilgiyle ve ortak bilinçle mümkündür.

Tam da bu noktada 3 Mayıs Türkçülük Günü, bir kutlamadan öte bir muhasebe gününe dönüşür. Türkçülük; ayrıştıran değil, birleştiren; dışlayan değil, köklerinden güç alarak geleceğe yürüyen bir şuurdur. Bu şuur, bizi geçmişin ihtişamına bağlarken, aynı zamanda geleceğin sorumluluğunu da omuzlarımıza yükler.

Son söz niyetine: Türk, tarih boyunca ne zaman töresine sarıldıysa yükseldi; ne zaman ondan uzaklaştıysa sarsıldı. Bugünün dünyasında ise töreyi yaşatmanın yolu, kardeşliğimizi daha sıkı tutmaktan geçiyor. Çünkü birlik varsa dirlik, dirlik varsa istikbal vardır.

3 Mayıs Türkçülük Günü kutlu olsun. Türk’ün töresi daim, birliği kaim olsun.

{ "vars": { "account": "UA-35875877-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }