Tarih, bazı milletleri sınar; bazı milletler ise tarihi değiştirir. Bundan yıllar önce Anadolu’nun üzerinde kara bulutlar dolaşırken, milletin elinden yalnızca toprakları değil; umudu, geleceği ve hür yaşama hakkı da alınmak istenmişti. Ancak bu aziz millet esareti kabul etmedi. Bandırma Vapuru ile başlayan mücadele, milletin yeniden ayağa kalkışının ilk adımı oldu. Bu toprakların hürriyeti kolay kazanılmadı. Nice genç, hayatının baharında geleceğini, hayallerini ve nefesini bu vatanın bağımsızlığı uğruna toprağa emanet etti. Bugün üzerinde özgürce yürüdüğümüz bu vatan toprağında, genç yaşta şehadete yürüyenlerin alın teri kadar gözyaşı ve fedakârlığı vardır.
Ancak çağlar değişir, mücadelelerin şekli de değişir. Dün milletler silahlarla işgal edilmeye çalışılırken, bugün düşünceler, değerler ve zihinler görünmeyen mücadelelerin içinde sınanmaktadır. İçinde bulunduğumuz yeni dünya düzeni üzerine yapılan tartışmalar da gençlik açısından önemli sorular ortaya koymaktadır. Özellikle insanı köklerinden, aidiyetlerinden ve manevi bağlarından uzaklaştırabilecek; bireyi yalnızlaştıran, toplumları ortak değerlerinden koparan bazı anlayışlar dikkat çekmektedir. Mülkiyet kavramının zayıflatılması, millet bilincinin aşındırılması ve insanın yaratılışına dair kimlik tartışmalarının aşırı uçlara taşınması gibi senaryolar; birçok kişi tarafından geleceğin önemli riskleri arasında değerlendirilmektedir. Bu nedenle bugün en büyük sorumluluklardan biri, gençliği yalnızca fiziksel olarak değil; düşünce dünyasıyla, ahlaki değerleriyle, kültürel hafızasıyla ve milli şuuru ile de koruyabilmektir. Çünkü geleceğini korumak isteyen milletler, önce gençliğini korumak zorundadır.
Fakat Türk milletinin tarihi göstermiştir ki, hangi çağ gelirse gelsin, hangi düzen kurulursa kurulsun; bu milletin özünde taşıdığı ruh kolay kolay sönmez. Dün vatan uğruna cepheye koşan gençler nasıl bağımsızlık ateşini omuzlarında taşıdıysa, bugün de Türk evlatları aynı ruhu farklı alanlarda yaşatmaya devam etmektedir. Bilimde çalışan, üreten, düşünen, araştıran, ülkesine fayda sağlamaya çalışan her genç; aslında geçmişten bugüne uzanan o büyük emanetin taşıyıcısıdır. Dünya değişebilir, şartlar ağırlaşabilir, değerler sınanabilir; ancak köklerini bilen bir gençlik olduğu sürece umut da yaşayacaktır. Çünkü bu millet nice fırtınalar görmüş, nice karanlık gecelerden sabaha çıkmıştır. Yarını inşa edecek olanlar da yine kendi tarihini unutmayan, vatanına sahip çıkan Türk evlatları olacaktır.
Son söz olarak; Mete Han’dan Bilge Kağan’a, Alparslan’dan Fatih Sultan Mehmet’e kadar bu milletin tarihine yön veren büyük liderler, geride yalnızca zaferler değil; millet olma şuuru, bağımsızlık iradesi ve güçlü bir medeniyet anlayışı bırakmıştır. O kutlu miras bugün de gençliğin omuzlarında yükselmektedir. 19 Mayıs yalnızca geçmişte yaşanmış bir mücadelenin başlangıcı değil; geleceğe bırakılmış büyük bir sorumluluğun adıdır. Hürriyetin değerini bilen, tarihini unutmayan ve yarınları inşa etmeye çalışan gençler oldukça bu millet dimdik ayakta kalacaktır. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatan uğruna canlarını feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; emanet ettikleri bu topraklara sahip çıkacak gençliğin yolunun açık olmasını diliyoruz.