banner107
Bismillahirrahmanirrahim.

Bizleri Müslüman olarak yaratan, peygamber ve sahabe sevgisiyle donatan, Mevla Tealaya sonsuz hamd olsun. Âşıkların gözyaşları adedince, denizlerin damlaları adedinde, Salât ve selam Hz. Muhammed (s.a.v.) ‘e âline olsun.

 Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed

Değerli okurlarım! Yaşadığımız dünya hayatı elbette bir gün son bulacak, ebedi hayat başlayacak ve herkes bu dünyada yaptığını ahi rette iyi veya kötü hesabını verecektir. Orada inceden inceye hesaba çekileceğimiz hususlardan birisi de kul haklarıdır.
 
Allahu Teâlâ kul hakkını af etmiyor” Bunların bir kısmını ana-baba hakkı, evlat hakkı, karı-koca hakkı, komşu hakkı, akraba hakkı, işçi-işveren hakkı şeklinde sıralamak mümkündür.
 
Bugün sizlere rüyasında yakılan adamı anlatacağım. Yusuf rüya görür ve rüyasında ölür, yıkarlar kefenleyip kabre koyarlar, üstünü örterler üzerine”Kur’an-ı Kerim” okurlar ve telkinini de vererek mezarın başından herkes dağılır gider Adam kabrinin içinde tek başına kalır.
 
Birde bakar ki kabrin sağ tarafından bir kapı açılır ve oradan sorgu melekleri “Münker ve Nekir” gelir. Kabirden adamı alır karanlık bir yere götürürler, burada dur derler adam durur, birde bakar ki bir tane terazi getirilir terazinin bir köşesinde çok az bir üzüm koyulur ve adam şaşırır adamın karşısına karanlıkta ne olduğu belli olmayan kim olduğunu tanımadığı bir adam gelir.
 
O iki melek ”Nekir ve Münker” melekleri adama derler ki şimdi bu adama üzüm tart. Bu üzüm senin dünyadaki tarttığın terazideki eksik üzümlerin gel. Tart. Sonra beni alıp başka bir yere götürdüler kapkaranlık başka bir yer biraz ileri gittik karşımıza büyük kale kapısı gibi çok büyük kapı çıktı. O iki melek kapıya açıl dedi. Kapıda yavaş yavaş açıldı.
 
Oradan acayip alevlerin içinde insanlar yanıyor yandıkça tekrar Allahu Teala tekrar dan diriltiyor etleri parçalanıyor alevler içinde simsiyah zift gibi akıyor tekrar hayata dönüyorlar yine aynı insan oluyorlar yeter yakmayın bizi diye feryat ediyorlar o insanların feryadı dünya acılarına ve feryatlarına hiç benzemiyordu. Hiç bir insanın yüreği dayanacak feryat değildi.
 
Oranın feryadı yürekleri yerinden parçalayacak bir feryattı. O ateş dünya ateşinin çok değişiyiydi. Dünya ateşine benzemeyen bir ateşti. Dünyada hiç onun benzerini bile görmedim. Sonra o iki melek bana dediler ki biz “Münker ve Nekir” melekleriyiz. Şimdi söyle bakalım senin cezanı buraya atarakmı verelim yoksa başka türlümü verelim.
 
Ben öyle bir feryat ettim ki beni buraya atmayın cezamı başka türlü verin tamam dediler beni kapkaranlık boş bir alana götürdüler. Ayaklarımdan başlayarak benim üzerime acı bir sıcaklık çöktü dayanılmaz acılarla bir anda kaynar su gibi terler dökülüyordu.
 
O dökülen kaynar ter bir anda dizlerime kadar çıktı görünürde ateş yoktu vücuduma gelen o sıcaklık dayanılmaz acı verip beni yakıyordu ben ise dayanılmaz acılar içinde beni yakmayın diye feryat ediyordum.
 
O iki melek “Nekir ve Münker” yine terazide eksik üzüm koyacak mısın? Diye bana soruyordu. Baktım yine sağ tarafta yine terazi üzerinde az bir üzüm vardı. Bunu gel bu adama tart dediler. Baktım orda kim olduğunu tanıyamadığım adam terazinin sağ yanında içerisi karanlık adamın kim olduğu bilinmiyordu.
 
Ben o vücudumu saran sıcaklığın acısına dayanamıyor acılar içerisinde feryat ediyordum. Ne olduğunu bilmediğim beni saran o sıcaklık acısı sanki o adamları yaktıkları cehennemin sıcağına benziyordu. Ne olduğunu anlamadığım sıcaklığına dayanamıyor yandım diye feryat ediyordum.
 
İşin bir tarafıda ben bunları rüyada yaşarken ben o acı feryadı yatağımda gerçekten yapıyor yatağımda çığlık koparıyormuşum. Eşim çığlığıma yataktan fırlamış beni uyandırmak istemiş ne yapmışsa uyandıramamış. Sonra çocuklar yataklarından kalkıp anne babamıza ne oldu diye korkup ağlamaya başlamışlar.
 
Ben ise dayanılmaz acılar içinde acayip sesler çıkararak feryada devam ediyormuşum, eşim kocama ne oldu diye ağlamaya başlamış. Benim dayanılmaz çığlıklarımı duyan komşular eve akın etmeye başlamışlar, hemen doktora götürelim demişler, şaşkınlık içinde hanımı ve çocukları yatıştırmaya çalışıyormuşlar, bir yandan da beni uyandırmaya çalışıyormuşlar.
 
Eşim bakmış ki ben yatağın içinde sıcaktan yanıyorum, komşulara kocamı kurtarın kocamı sıcak basmış yanıyor, ondan uyanamıyor diyormuş gelen herkesten yardım istiyormuş, komşular bu adama ne oldu ateşler içinde yanıyor uyandırıp kurtaralım diyormuşlar, bir yandan da üzerime su döküyormuşlar.
 
Suyun bile benim yanmama hiçbir tesiri olmuyormuş, bütün çabaları boşa geçiyormuş, şaşkına dönmüşler. Komşular beni kurtarmak için yatağımdan kaldırmaya uğraşıyormuşlar bir türlü yatağımdan kaldıramıyormuşlar ne oldu bu adama bu adam ölüyor demişler.
 
Sonra o iki melek “Nekir ve Münker” O üzerimden o acısına dayanılmaz sıcaklığı yavaş yavaş alıp onu vücudumdan geri çektiler. Onlarda dayanılması imkânsız sıcaklıklardı buharı bütün vücudumu kaplıyor yakıyordu, o sıcaklığı benim vücudumdan aldıktan sonra bir daha “terazide az üzüm satacak mısın diye bana sordular” ben ise bunca acıdan sonra daha satmam dedim.
 
Sonra bana haydi çık git dünyaya ben ise o çektiğim acıların feryadını vücudumdan aldıkları halde feryada devam ediyor dayanılmaz çığlık koparıyordum ve yavaş yavaş uyanmaya başladım. Birde ne göreyim yatağım sular içinde öyle bunalım içindeyim ki gözlerim yarım açılıyordu.
 
Ölümden dönmüş gibi, yavaştan kendime gelir gibi oluyordum evde de çığlık sesleri başımda kalabalık insanlar ve eşimin hıçkırıkları ne olur kocamı kurtarın kocama bir şeyler oluyor diye eşimin sesini duyuyor bir türlü kendime gelip toparlanamıyordum sonra eşimin yanıma gelip sana ne oluyor evi kalabalık insan toplandı, feryadını duyan eve geldi eşimin sözlerini duyuyor cevap vermeye mecalim gelmiyordu.. Kendimi ölmüş öbür dünyada görüyordum.
 
Bir yandan da kalabalığı görürken bir anlam veremiyor kan ter içinde onların yüzüne bakıyor konuşamıyordum komşular toplanıp beni kendime getirmek için zorla yataktan dışarı çıkardılar.
 
Sana ne oldu böyle ölmüş gibi duruyorsun onların yataktan kaldırmasıyla, birde ne görsünler başımdan aşağı ter su gibi boşanıyor benim halime şaşıran komşular senin vücudundaki siyahlıklar ne böyle sen genç bir adamdın nasıl oldu bir gecede birden ihtiyarladın.
 
Yüzün kırışmış, saçların bembeyaz olmuş onların öyle demesiyle, biraz daha kendime geldim, Bana ayna verdiler aynaya baktım doğru çıktı.
 
Ben saçları simsiyah olan 25- yaşında bir adamdım şimdi 90- yaşında görünüyorum bütün saçlarım bembeyaz olmuş siyah bir tüy bile kalmamıştı.
 
Yüzüm kırışmış adeta çökmüşüm yaşlanmıştım evdeki insanları görünce ölmediğimi dünyaya geri gönderildiğimi anladım ve kendimi toparlayarak hanımıma ve çocuklarıma baktım. eşim çocuklar ve eve gelen o insanlarda şaşkındı. Bende onların şaşkınlıklarını gidermek için başımdan geçen olayları anlattım. 
 
Şu an ismimi vermiyorum kendimi gizliyor hüzünlü acı içinde hayatımı sürdürüyor her işimde kılı 40 yarıp ölçüde tartıda çok çok dikkat ediyorum beni görmek isteyenler gelsin görsünler, 7-senedir yaşıyorum.

Hem deme bende herkes gibiyim. Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder”
       Allahumme salli ala Muhammed’in ve ala ali Muhammed
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.